Küçük kız işaret

Rüyada küçük kız çocuğu görmek rüya sahibinin beklenmedik yerden alacağı müjdeli bir habere işaret eder. Rüyada güzel bir kız çocuğu görmek, huzur ve sağlıkla dolu bir ömrü ... Rüyasında küçük bir kız çocuğuna şefkat gösterip sarılan kimse, dünyada ihtiyacı olan bir kimseye manevi veya maddi bir yarımda bulunur. Bu rüya sizin içinizde oldukça fazla miktarda merhamet olduğuna ve bu yönünüzle de herkes tarafından sevildiğinize işaret eder. Rüyada Küçük Kız Görmek, mutlu bir iş hayatına, manevi olarak kişinin kuvvetlenip her durum ve şartta inancından hiçbir şekilde ödün vermeyeceğine işaret eder.İyi bir haber alacağına da işaret den rüya,hamile kadınlar için kız bebeğinin olacağına işaret eder. Kişinin hayatında kendini çıkarsızca çok seven bir bayanın varlığına, karşı cinsten birisylede ... Rüyada küçük kız çocuğu mutluluk ve bereketin kaynağıdır bolluk ve berekete, zorlukları aşıp kolaylığa ulaşmaya, büyüyen artan mala, paraya, servete işaret ettiği gibi aynı zaman da bazı sıkıntılardan sonra mutluluğu yakalayacağınız anlamına da gelir. Kız çocuğu görmek, bolluğa, şerefe, zorluktan sonra kolaylığa, büyüyen ve artan şeylere işaret eder. Rüyada görülen küçük kız çocuğu, dünyalığa işarettir. Rüyada görülen genç kız, zorluktan sonra rahata kavuşmayı tanımlar. Ayrıca bolluğu, berekete, çağrışım yapar. Bu rüya, rüyasında kız çocuğu gören kişinin dünya nimetlerine yani mala mülke, zenginliğe ve dünya saltanatına ereceğine işaret eder. Rüyada meme emen küçük bir kız çocuğu ... “Küçük Kız „ bir alıntı ... orada bir yara olduğunu işaret ettiği için. Orada bir yara var ve o yarayı ben açtım, üzerini kapatmaya çalışmak bunu değiştirmeyecek.' 1. 5 küçük kız uyandı (el açık öndedir) Bu küçük kız yataktan kalktı (pas parmak tutulur) Bu küçük kız pencereden baktı (işaret parmağı tutulur) Bu küçük kız yüzünü yıkadı (orta parmak tutulur) Bu küçük kız elbisesini giydi (yüzük parmagı tutulur) Bu küçük kız çantasını aldı (serce parmak tutulur) Küçük kız çocuğu, onu gören kimse için, dünyalığa işarettir. Bakire kız çocuğu, mesleğe ve ona sahip olan kimse için de, dünyanınkendisine yöneimesine işarettir. Bir kadın rüyada küçük bir çocuk olduğunu görse, meslek öğrenmesine dünyanın kendisine meyil etmesine ve vefatına kadar çocuk doğurmayacağına ...

GRRM - 2014 Söyleşileri

2020.08.28 18:19 griljedi GRRM - 2014 Söyleşileri

- "Gerçek hayatta iyiyle kötü arasındaki savaşın en zor yanı, hangisinin hangisi olduğunu belirlemektir... Geleneksel mutlu sonlara karşı içgüdüsel bir güvensizliğim var.”
- 1991'de bu fikri ilk aldığınızda, bunun sadece bir roman değil, birçok roman olduğunu biliyor muydunuz?
Bana gelen ilk sahne, ilk kitabın birinci bölümüydü, ulu kurt yavruları buldukları bölüm. Bu bana birdenbire geldi. Aslında farklı bir roman üzerinde çalışıyordum ve birden o sahneyi gördüm. Yazdığım romana ait değildi ama bana o kadar canlı geldi ki oturup yazmak zorunda kaldım ve bunu yaptığımda ikinci bir bölüm oldu ve ikinci bölüm Catelyn'di. Ned'in yeni döndüğü ve kralın öldüğü mesajını aldığı bölüm ve bu da bir tür farkındalıktı çünkü ilk bölümü yazarken gerçekten ne olduğunu bilmiyordum. Bu kısa bir hikaye mi? Bu bir romanın bölümü mü? Hepsi bu Bran denen çocukla mı ilgili olacak?Ama sonra, ikinci bölümü yazdığımda ve bakış açımı değiştirdiğimde - tam orada, tam başında, Temmuz 91'de önemli bir karar verdim. Tek bir bakış açısına sahip olmaktansa ikinci bir bakış açısına gittiğim dakika, kitabı çok daha büyük yaptığımı biliyordum. Şimdi iki bakış açım vardı ve iki tane elde ettiğinizde, üç, beş veya yedi veya her neyse olabilir. Üç ya da dört bölüm içinde olduğumda bile, büyük olacağını biliyordum.
Başlangıçta, bir üçleme düşündüm ve nihayet piyasaya sürdüğümde, bu şekilde sattım.Üç kitap: A Game of Thrones, A Dance With Dragons, Winds of Winter. Bunlar üç orijinal başlıktı ve üç kitap için kafamda bir yapı vardı. O zamanlar, doksanlı yılların ortalarında fanteziye, altmışlardan beri olduğu gibi üçlemelerin egemenliği altındaydı. Yayıncılığın o küçük ironilerinden birinde Tolkien aslında bir üçleme yazmadı. Yüzüklerin Efendisi adlı uzun bir roman yazdı. Ellili yıllardaki yayıncısı, "Bu tek bir roman olarak yayımlanamayacak kadar uzun. Onu üç kitaba ayıracağız" dedi. Böylece üçlemeyi elde etti, Yüzüklerin Efendisi o kadar büyük bir başarıya dönüştü ki yirmi yıldan fazla bir süredir diğer tüm fantezi yazarları üçleme yazıyordu. Bu kalıbı kararlı bir şekilde kıran, sanırım bir üçleme olarak da başlayan, ancak hızla ötesine geçen The Wheel of Time ile Robert Jordan'dı ve insanlar şunu görmeye başladı, "Hayır, daha uzun. Esasen bir mega romanınız olabilir! " Ve nihayetinde ben de aynı farkındalığa ulaştım, ancak '95'e kadar, A Game of Thrones'da zaten bin beş yüz el yazması sayfam olduğu ve sonuna kadar bile yaklaşmadığım ortaya çıktığında... Böylece benim üçlemem o noktada dört kitap oldu. Sonra, daha sonraki bir noktada, altı kitap oldu. Ve şimdi yedi kitapta sabit tutuyor.
İnşallah yedi kitapta bitirebilirim.
Büyük, biliyor musun? Ve gerçek şu ki, bu bir üçleme değil.Uzun bir roman. Gerçekten çok uzun bir roman. Bu bir hikaye ve hepsi bittiğinde, bir kutu setine koyacaklar ve bundan yirmi yıl sonra ya da bundan yüz yıl sonra hala okuyan biri varsa, hepsini birlikte okuyacaklar. Başından sonuna kadar okuyacaklar ve benim yaptığım gibi, hangi kitapta neler olduğunu unutacaklar.
- Kışyarı'nda geçen sahneleri yazarken ve birdenbire tamamen farklı bir konumla Daenerys sahnesine sahip olurken, sizin için büyük bir değişim miydi?
Oldukça erken bir tarihte, 91 yazında Daenerys'e ait şeyler vardı. Onun başka bir kıtada olduğunu biliyordum. Sanırım o zamana kadar zaten bir harita çizmiştim - ve üzerinde değildi. Westeros olarak anılacak tek kıtanın haritasını çizmiştim ama o sürgündeydi ve bunu biliyordum ve bu yapıdan bir nevi ayrılıştı. Kitabın başlangıç ​​yapısı açısından Tolkien'den ödünç aldığım bir şey. Yüzüklerin Efendisine bakarsanShire'da her şey Bilbo'nun doğum günü partisiyle başlar. Çok küçük bir odağınız var. Kitabın hemen başında Shire'ın bir haritası var - bunun tüm dünya olduğunu düşünüyorsunuz. Ve sonra onun dışına çıkarlar. Kendi içinde epik görünen Shire'ı geçerler ve sonra dünya büyüyor, büyüyor ve büyüyor... Ve sonra daha fazla karakter eklerler ve sonra bu karakterler ayrılır. Esasen oradaki ustaya baktım ve aynı yapıyı benimsedim. Taht Oyunları'ndaki her şey Kışyarı'nda başlar. Orada herkes bir aradadır ve sonra daha fazla insanla tanışırsınız ve nihayetinde ayrılırlar ve farklı yönlere giderler. Ancak bundan ilkinden ayrılan, her zaman ayrı olan Daenerys'ti. Sanki Tolkien, Bilbo'ya sahip olmanın yanı sıra, kitabın başından beri ara sıra bir Faramir bölümüne atılmış gibi.
- Aslında Daenerys, Kışyarı’na (sahnelerine) bağlıydı çünkü onun ailesine olanlar hakkında konuşulduğunu okuduk.
Örtüşmeler görüyorsunuz. Daenerys evlenir ve Robert, Daenerys'in yeni evlendiği raporunu alır ve buna ve yarattığı tehdide tepki verir.
- Çok güçlü ters dönüşleriniz var, okuyucunun dengesini bozuyorsunuz. Önceleri Sword in the Stone bölgesinde olduğunuzu düşünebilirsiniz, kitabın dönüşeceği halini düşünebilirsiniz; örneğin kahramanın Bran olduğunu düşünebilirsiniz ama sonra sizinle okuyucu arasında hilekar bir oyuna dönüşmüş gibi...
Sanırım okumak istediğini yazıyorsun. Bayonne'de çocukluğumdan beri okurdum, doymak bilmez bir okurdum. "George, burnu kitapta" diye seslenirlerdi. Bu yüzden hayatımda birçok hikaye okudum ve bazıları beni çok derinden etkiledi; diğerlerini ben onları yere koyduktan beş dakika sonra unuttum. Gerçekten takdir etmeye başladığım şeylerden biri, benim kurgumda bir tür öngörülemezlik. Beni nereye gittiğini gördüğüm bir kitaptan daha çabuk sıkan hiçbir şey yok. Siz de okudunuz. Yeni bir kitap açarsınız ve ilk bölümü, belki ilk iki bölümü okursunuz ve geri kalanını bile okumanıza gerek kalmaz. Tam olarak nereye gittiğini görebilirsiniz. Sanırım ben büyürken ve televizyon seyrederken bunun bir kısmını aldım. Annem olayların nereye gittiğini her zaman tahmin ederdi, ister I Love Lucy ister onun gibi bir şey olsun. "Pekala, bu olacak" derdi. Ve tabii ki, olur! Ve hiçbir şey daha hoş değildi, farklı bir şey olduğunda aniden bir şaşırırdı, twsit haklı olduğu sürece.
Bir anlam ifade etmeyen gelişigüzel dönüşler yapamazsınız. İşlerin takip etmesi gerekiyor. Sonunda "Aman Tanrım, bunun olacağını görmedim ama önceden haber verildi; burada bir ipucu vardı, orada bir ipucu vardı. Onu görmeliydim geliyor. " demelisiniz ve bu benim için çok tatmin edici. Bunu okuduğum kurguda ararım ve kendi kurguma yerleştirmeye çalışırım.
- Bran'ın itilmesi gibi, bunu da önceden haber veriyorsunuz, böylece okuyucu aldatılmış hissetmez. Kızıl Düğün de aynı.
Kurgu ve yaşam arasında her zaman bir gerilim vardır. Kurgu, hayattan daha fazla yapıya sahiptir. Ama yapıyı saklamalıyız. Sanırım yazarı saklamalıyız ve bir hikayeyi gerçekmiş gibi göstermeliyiz. Çok fazla hikaye çok yapılandırılmış ve çok tanıdık. Okuma şeklimiz, televizyon izleme şeklimiz, sinemaya gitme şeklimiz, hepsi bize bir hikayenin nasıl gideceğine dair belirli beklentiler verir. Gerçek hikayeden tamamen bağımsız olan nedenlerle bile. Sinemaya gidiyorsun, büyük yıldız kim? Tamam, Tom Cruise yıldızsa, Tom Cruise ilk sahnede ölmeyecek, biliyor musun? Çünkü o yıldız! Geçmesi gerekiyor. Veya bir TV şovu izliyorsunuz ve adı Castle. Castle karakterinin oldukça güvenli olduğunu biliyorsunuz. Önümüzdeki hafta ve sonraki hafta da orada olacak.
İdeal olarak bunu bilmemelisin. Duygusal katılım, bir şekilde bunu aşabilirsek daha büyük olurdu. Yani yapmaya çalıştığım şey bu, biliyor musun? Bran, önsözden sonra tanıştığınız başlıca karakterlerden ilki. Yani "Oh, tamam, bu Bran'ın hikayesi, Bran burada bir kahraman olacak" diye düşünüyorsunuz. Ve sonra: Hata! Orada Bran'a ne oldu? Hemen kuralları değiştiriyorsunuz. Ve umarım bu noktadan sonra okuyucu biraz belirsizdir. “Bu filmde kimin güvende olduğunu bilmiyorum.” Bunu dedirtmek gerekir. Ve insanlar bana “Kitaplarda kimin güvende olduğunu asla bilemiyorum. Asla rahatlayamam. " dediğinde bunu seviyorum. Bunu kitaplarımda istiyorum. Ve bunu okuduğum kitaplarda da istiyorum. Her şeyin olabileceğini hissetmek istiyorum. Alfred Hitchcock bunu yapan ilk kişilerden biriydi, en ünlüsü Psycho'da. Psycho'yu izlemeye başlıyorsun ve onun kahraman olduğunu düşünüyorsun. Öyle mi? Onu sonuna kadar takip ettin. O duşta ölemez!
- Ned korucunun kafasını kestiğinde belirsizliğe erken işaret edersin ama o yanılıyor. Kesin değil. Ve hatta Jaime Lannister, Bran'ı pencereden dışarı ittiği sahneden sonra Tyrion ile dostça bir ilişki kurar. Onun başka bir yanını görüyorsunuz.
Gerçek insanlar karmaşıktır. Gerçek insanlar bizi şaşırtıyor ve farklı günlerde farklı şeyler yapıyorlar. Santa Fe'de birkaç ay önce satın alıp yeniden açtığım küçük bir tiyatrom var. Bazı yazar etkinlikleri düzenliyoruz. Birkaç hafta önce bir imza için Pat Conroy vardı. Harika yazar, harika Amerikalı yazarlarımızdan biri. Ve kariyerinin çoğunu babası hakkında bu kitapları yazarak geçirdi. Bazen anı olarak, bazen kurgu olarak atılıyor, ancak babasıyla olan sorunlu ilişkisinin, ona farklı bir isim ve farklı bir meslek verdiğinde ve tüm bunlara rağmen baktığını görebilirsiniz. Her ne şekilde olursa olsun, Pat Conroy’un babası Büyük Santini karakteri, modern edebiyatın en büyük karmaşık karakterlerinden biridir. O çirkin bir tacizci, çocuklarını terörize ediyor, karısını dövüyor, ama aynı zamanda bir savaş kahramanı, bir dövüşçü ve tüm bunlar. The Prince of Tides'daki karakter gibi bazı sahnelerde, bir kaplan satın aldığı ve bir benzin istasyonu açmaya çalıştığı ve işler ters gittiği, neredeyse bir Ralph Kramden komik adamıdır. Bunu okuyorsun ve hepsi aynı adam ve bazen ona hayranlık duyuyorsun ve bazen ona karşı nefret ve tiksinme hissediyorsun ve oğlum, bu çok gerçek. Hayatımızdaki gerçek insanlara bazen böyle tepki veririz.
- Kitaplarınızda kadınlar güçlüdür.
Ama ataerkil bir toplumda mücadele ediyorlar, bu yüzden her zaman üstesinden gelmeleri gereken engeller var ki bu gerçek orta çağların hikayesiydi. Aquitane'li Eleanor gibi güçlü bir kadına sahip olabilirsiniz, iki kralın karısı olabilirdi ve yine de kocası, sırf ona kızdığı için onu on yıl hapse atabilirdi. Farklı zamanlardı ve bu bir fantezi dünyası, bu yüzden daha da farklı.
- Sonunda hangi strateji işe yarayacak?
Bu (hikayeyi) söylemek olurdu. Görmek için sonuna kadar gitmelisin.
- Karakterleriniz için, Jaime'nin Brienne of Tarth ile seyahat etmesi gibi harika ters karakterleriniz var. Tazı ile Arya gibi başka eşleşmeler de var. Bilinçli olarak ters karakter mi yaratıyorsunuz?
Drama çatışmadan ortaya çıkıyor, bu yüzden birbirinden çok farklı iki karakteri bir araya getirip geride durup kıvılcımların uçuşunu seyretmeyi seviyorsunuz. Bu size daha iyi diyalog ve daha iyi durumlar kazandırır.
- Tyrion için Joffrey’in ölümü işleri daha iyi yapmaz, işleri daha da kötüleştirir. Tyrion'un başı büyük belada ve tüm seri boyunca bir noktaya değinmeye çalıştığım bir şeyi kanıtlıyor: Kararların sonuçları var. Robb, Frey Hanesi'ne sözünü tutmaz ve Frey’in kızlarından biriyle evlenmezse, bunun onun için korkunç sonuçları olur. Tyrion’un sorunlarından biri de geveze olmasıydı. Serinin başından beri bir şeyler söylüyor, Cersei'ye bu üstü kapalı tehditler - "Bir gün bunun için seni alacağım, bir gün neşen ağzında küle dönecek." Şimdi, tüm bu açıklamalar onu gerçekten suçlu gösteriyor.
Sanırım katilin amacı, bunu başka bir Kızıl Düğün haline getirmek değil - Kızıl Düğün çok açık bir şekilde cinayet ve kasaplıktı. Bence Joffrey’in ölümüyle ilgili fikir, onu bir kaza gibi göstermekti - birisi kutlama yapıyor, Heimlich manevrasını icat etmemişler, bu yüzden birisi boğazına yemek taktığında, bu çok ciddidir. Bunu biraz İngiltere Kralı Stephen'ın oğlu Eustace'in ölümüne dayandırdım. Stephen, tacı kuzeni İmparatoriçe Maude'dan gasp etmişti ve uzun bir iç savaşla savaştılar ve anarşi ile savaş ikinci nesle aktarılacaktı çünkü Maude'un bir oğlu, Henry ve Stephen'ın bir oğlu vardı. Ama Eustace bir ziyafette boğularak öldü. İnsanlar hala bin yıl sonra tartışıyorlar: Boğuldu mu yoksa zehirlendi mi? Çünkü Eustace'i ortadan kaldırarak İngiliz iç savaşını sona erdiren bir barış getirdi. Eustace’ın ölümü [tesadüfi olarak] kabul edildi ve bence buradaki katillerin umduğu şey buydu - tüm krallık Joffrey’in bir parça turta üzerinde boğulup öldüğünü görecek. Ama güvenmedikleri şey, Cersei’nin bunun cinayet olduğuna dair acil varsayımıydı. Cersei bir an bile buna kanmadı. Bunun kaza sonucu bir ölüm olduğuna inanmıyor. Sahnenin çekildiğini gördünüz, boğulma ihtimali olduğu için mi karşımıza çıkıyor yoksa zehirlendiği çok açık mı?
- Neden “Buz ve Ateş Şarkısı” romanlarınıza tecavüz veya cinsel şiddet olaylarını dahil ettiniz? Bu sahnelerle daha büyük hangi temaları ortaya çıkarmaya çalışıyorsunuz?
Bir sanatçının gerçeği söyleme yükümlülüğü vardır. Romanlarım epik fantezi ama tarihten ilhama dayanıyorlar. Tecavüz ve cinsel şiddet, eski Sümerlerden günümüze kadar yapılan her savaşın bir parçası olmuştur. Onları savaşa ve güce odaklanan bir anlatımdan çıkarmak, temelde yanlış ve sahtekârlık olurdu ve kitapların temalarından birini baltalardı: insanlık tarihinin gerçek dehşetinin orklardan ve Kara Lordlardan değil, bizden kaynaklandığı... Biz canavarlarız. (Ve kahramanlar da). Her birimizin kendi içinde büyük iyilik ve büyük kötülük kapasitesi vardır.
- Kitapların bazı eleştirmenleri, bu tür sahnelerin Westeros dünyasının genellikle karanlık ve ahlaksız bir yer olduğunu göstermesi amaçlansa bile, romanların seyri boyunca bu anlara aşırı bir güven duyulduğunu ve belirli bir noktada olduklarını söylediler, artık şok edici değil ve heyecan verici hale geliyor. Bu eleştiriye nasıl yanıt veriyorsunuz?
Westeros'un "karanlık ve ahlaksız bir yer" olduğu fikrine itiraz etmeliyim. Burası Disneyland Orta Çağları değil, hayır ve bu oldukça kasıtlı ... ama kendi dünyamızdan daha karanlık veya ahlaksız da değil. Tarih kanla yazılır. Cinsel veya başka türlü "Buz ve Ateşin Şarkısı" ndaki vahşet, herhangi bir iyi tarih kitabında bulunabileceklerle karşılaştırıldığında soluk kalır.
Bazı cinsel şiddet sahnelerinin heyecan verici olduğu eleştirisine gelince, bana bu eleştirmenler hakkında kitaplarımdan daha çok şey söylüyor gibi geliyor. Belki onlar bazı sahneleri heyecan verici bulmuşlardır. Okuyucularımın çoğu, sanırım onları amaçlandığı gibi okudu.
Yazar olarak kariyerimin en başından beri felsefemin "göster, söyleme" felsefesi olduğunu söyleyeceğim. Kitaplarımda ne olursa olsun, eylemi özetlemek yerine okuyucuyu bunun ortasına koymaya çalışıyorum. Bu, canlı duyusal ayrıntılar gerektirir. Mesafe istemiyorum, seni oraya koymak istiyorum. Söz konusu sahne bir seks sahnesi olduğunda, bazı okuyucular bunu son derece rahatsız buluyor… ve bu cinsel şiddet sahneleri için on kat daha doğru.
Ama olması gerektiği gibi. Bazı sahneler rahatsız edici, rahatsız edici ve okunması zor olabilir.
- Martin, HBO şovunda yapılan küçük değişikliklerin daha sonra oradaki hikaye üzerinde ne kadar büyük bir etkisi olacağı hakkında biraz konuşuyor. TV yapımcılarının yaptığı seçimleri kontrol etmediğini bize bildirdiğinizden emin oldu.
- Robert’s Rebellion hakkında bir kitap yazacak mısın?
"Muhtemelen değil." Sonraki iki kitapta Robert’s Rebellion’a daha çok geri dönüşler ve imalar olacak. "Bu serinin sonunda olan her şeyi öğreneceksin". Bununla ilgili bir kitap o zaman çok ilginç olmazdı.
- Bize bir warg ejderha binicisi hakkında ne söyleyebilirsiniz?
Bir ejderhayı warglayan birinin geçmişte emsali yoktur. Ejderha ve binici arasındaki efsanevi bağın zengin bir tarihi var. Çok uzaklardan (hmm) bile sürücülerine yanıt veren ejderhaların gerçek ve çok güçlü bir bağ olduğunu gösteren örnekler olmuştur. Bununla ilgili daha çok şey öğreneceğiz. Okumaya devam edin.
- ASOIAF’taki en favori alıntınız nedir?
Tek bir tane yok ama Septon Meribald’ın savaş hakkında yaptığı konuşmayı seviyorum.
- Kendinizi kitaplarda hangi karakter olarak görüyorsunuz? İçinde en çok hangi karakter var?
Tyrion demek isterdim ama bu gerçekten Samwell Tarly. Tyrion daha çok aksiyon alıyor, daha çok yatıyor (kahkahalar) ama ben daha çok Sam gibiyim.
- Bir kitap okuyucu olarak, şovdaki benzer durumu izlemeden önce bunu okumak çok tatmin ediciydi (Arya, show’da Polliver'ı öldürürken Lommy'den söz ediyor, kitaplarda Raff). Bahsettiğiniz gibi, şov içeriğini kontrol edemezsiniz. Sezon 5'e doğru ilerlerken böyle açıklamaların önünde kalmak için daha fazla bölüm yayınlamayı planlıyor musunuz? Ayrıca Arya, o bölümde beklediğimizden çok daha yaşlı görünüyor. “Mercy”, gelecekte Dans'ın sonundan itibaren bir yıldan fazla mı oluyor yoksa sadece Arya'nın her zaman yaşından büyük görünmesi mi meselesi mi?
- [Martin'den büyük bir sessizlik]. Bu bölüm yaklaşık on yıl önce yazılmıştı ve önce Ziyafet'in sonunda olması gerekiyordu, ardından Dans'ın sonuna dahil edilmişti ama bir sondan çok bir başlangıç ​​gibi görünüyor, bu yüzden epey hareket etti. Çocukların biraz büyüyebilmesi için kitaplarda olması gereken beş yıllık boşluğun da bir parçasıydı. Bu, Arya ve Bran gibi karakterler için işe yaradı, ancak Jon Snow veya diğerleri için hiç işe yaramadı. Beş yıl önce Gece Nöbetçileri'nin Lord Kumandanı oldum. O zamandan beri pek bir şey olmadı… ”(kahkahalar). Arya'yı şimdiki yaşına geri getirmek için o bölümde biraz çalıştım. Orada zaman aralığı yok (hikaye dizisinde tam olarak ne zaman geldiğini söylemiyor). Unutmayın, bu bir önizleme bölümüdür, yine de geri dönüp yayınlanmadan önce üzerinde yeniden çalışabilirim.
[Sorum bu olduğu için tahmin ettiğime eminim ama Martin, Arya'nın yaşının burada bir sorun gibi göründüğünü biraz düşünmüş görünüyor. Bir çeşit, "O lanet bölümü bir daha yeniden yazmayacağım." 5. sezondan önce daha fazla önizleme bölümü yayımlayıp yayımlamayacağına dair gerçek bir yorum ve gösteriye neyin girileceğini kontrol etmediğine dair başka bir hatırlatma yok.]
- Tyrion babasıyla yüzleşmek için gittiğinde, ne yapacağını düşünüyor? Onunla sadece sohbet mi ediyorsun?
O noktada bunu düşündüğünü sanmıyorum. O sırada sefilleri oynuyor. Her şeyini kaybetti. Güvenli bir yere kaçırılacak ama orada ne yapacak? Lannister Hanesi'ndeki yerini kaybetti, saraydaki yerini kaybetti, tüm altınını kaybetti - bu, hayatı boyunca onu ayakta tutan tek şeydi. Cüce olmanın dezavantajları ne olursa olsun, şövalye olmak için gerekli fiziksel yetenekleri yoktu, ancak eski ve güçlü bir ismin ve bir şeyler satın almak isteyebileceği tüm altının büyük avantajına sahipti. Bronn gibi takipçileri ve onu savunmak için diğer insanları... Şimdi tüm bunları kaybetti ve aynı zamanda, kayıtsız şartsız sevdiği ve her zaman onun yanında olduğu tek kan bağı Jamie'nin hayatının bu travmatik olayında, nihai ihanette rol oynadığını öğrendi. O kadar incindi ki diğer insanları incitmek istiyor ve Shae'nin kendisine söylediği hesaptan nerede olduğunu anladığı ve bu merdivenin bir zamanlar onun olan bir oda olduğunu bildiği bir heves anı, şimdi babası ondan gasp etti. Bu yüzden babasını görmek için yukarı çıkıyor ve oraya vardığında ne söyleyeceğini ya da yapacağını bildiğini sanmıyorum ama - bir kısmı bunu yapmaya mecbur hissediyor. Ve tabii ki sonra Shae'yi orada buluyoruz, bu onun için ek bir şok, karnındaki ek bir bıçak.
Bence bazen insanlar çok zorlanıyor, bazen insanlar kırılıyor. Ve bence Tyrion zirve noktasına ulaştı. Cehennemden geçti, defalarca ölümle yüz yüze geldi ve gördüğü gibi bakmaya çalıştığı, onayını kazanmaya çalıştığı tüm insanlar tarafından ihanete uğradı. Hayatı boyunca babasının onayını almaya çalışıyordu. Ve şüphelerine rağmen, Shae'ye aşık oldu, kalbini ona vermesine izin verdi. Artık yapamayacağı bir noktaya ulaşır. Sanırım iki eylem, birbirlerinin anlarında gerçekleşse de oldukça farklı. Lord Tywin'e öfkeliydi çünkü ilk karısı ve ona olanlar hakkındaki gerçeği öğrendi ve Tywin ona fahişe demeye devam ediyor - Lord Tywin'in mantığına göre... Lord Tywin, Tyrion'u sevmediği için kimsenin Tyrion'u sevemeyeceğine inanıyor. Demek ki cüceyi Lannister olduğu için yatağına yatırmaya çalışan alt sınıftan bir kız olduğu açık, böylece leydi olabilir, parası olabilir ve bir şatoda yaşayabilir. Yani temelde bir fahişe olmaya eşdeğer - statüye sahip olduğu için ona bayılıyor ve Tyrion'a bu konuda bir ders vermeye çalışıyor. Ve böylece yarasına tuz dökmeye benzeyen "fahişe" kelimesini kullanmaya devam etti ve Tyrion ona bunu yapmamasını, o kelimeyi bir daha söyleme dedi. Ve o kelimeyi tekrar söyledi ve o anda, Tyrion'un parmağı tetiğe bastı.
Shae ile bu çok daha kasıtlı ve bazı yönlerden daha acımasız bir şey. Bu anlık bir hareket değil, çünkü onu yavaşça boğuyor ve kadın kurtulmaya çalışıyor, kavga ediyor. İstediği zaman bırakabilirdi ama öfkesi ve ihanet duygusu o kadar güçlü ki bitene kadar durmuyor ve bu muhtemelen şimdiye kadar yaptığı en kara eylemdi. Lord Tywin'in yaptığı küçük gösteriden sonra onu terk ederek ilk karısına yaptığı şey ve onun ruhunun büyük suçu bu... Şimdi Westeros standartlarına göre, bu hiç de suç sayılmaz - "Yani bir lord, bir fahişeyi öldürdü, sorun değil." Bunun için, düşük doğumlu kadınlara, fahişelere ve meyhane fahişelerine hor gören, onları kullanan ve atan diğer lordlardan ve şövalyelerden daha fazla cezalandırılması olası değildir. Bu dünya için bir şey değil ama yine ona musallat olacak bir şey olsa da babasını öldürme eylemi sonsuza dek arkasını olmayacak bir şeydi çünkü hiçbir insan bir akraba katili kadar lanetli değildir.
Tywin, Shae'yi biliyordu. Muhtemelen onun, açıkça “o fahişeyi saraya getirmeyeceksin” dediği ve Tyrion'un ona tekrar meydan okuduğunu ve o fahişeyi saraya çıkardığını söylediği aynı kamp takipçisi olduğunu anladı. Burada tam olarak ne olduğuna gelince, bu gerçekten konuşmak istemediğim bir şey çünkü hala açıklayamadığım ve daha sonraki kitaplarda açıklanacak yönleri var. Ancak tüm bunlarda Varys'in rolü de dikkate alınması gereken bir konudur. Kitaplardaki Shae, Tyrion hakkında başka bir john(?) kadar umursamayan, kampı takip eden, manipülatif bir fahişedir ama o, küçük bir genç seks kedisi gibi, tüm fantezilerini besleyen çok uyumludur; o gerçekten sadece para ve statü için yaşıyor. O, Tywin'in Tyrion’un ilk karısının aslında olmadığını düşündüğü her şeydir.
- Ona ilham veren Frost şiiri dünyanın sonu hakkındadır ve bu, Martin'in icat ettiği evrenin yedinci kitabın sonunda sıcak ya da soğuk ya da muhtemelen her ikisi ile yok olması gerektiğini ima ediyor gibi görünüyor.
Yazar kıkırdıyor: "Bu konuda yorum yapmayacağım. Bunun için iki kitap için endişelenebilirsin. Ama tüm insanların ölmesi gerektiği doğru."
- Web sitelerinde görünen birçok hayran teorisi sorulduğunda Martin şunları söyledi: "Bu konuyla boğuştum, çünkü okuyucularımı şaşırtmak istiyorum. Bir okuyucu olarak öngörülebilir kurgudan nefret ediyorum, öngörülebilir kurgu yazmak istemiyorum. "Okuyucumu şaşırtmak ve memnun etmek ve onları geldiğini görmedikleri yönlere götürmek istiyorum ama planları değiştiremem. 90'lı yıllarda ilk fan panolarını okumamın ve durmamın nedenlerinden biri de bu. Birincisi, zamanım yoktu, ancak iki konu tam da bu. O kadar çok okuyucu kitapları o kadar dikkatle okuyordu ki bazı teoriler ortaya atıyorlardı ve bu teorilerin bazıları eğlenceli boğalar ve yaratıcı olsa da, teorilerin bazıları haklı. En az bir veya iki okuyucu, kitaplara yerleştirdiğim ve doğru çözüme ulaştığım son derece ince ve belirsiz ipuçlarını bir araya getirmişti. Öyleyse ne yapmalıyım? Değiştiriyor muyum? Bu konuyla boğuştum ve bunu değiştirmenin bir felaket olacağı sonucuna vardım çünkü ipuçları vardı. Bunu yapamazsın, o yüzden ben devam edeceğim.”
- "Kurtlar, Amerika'nın soyundan gelen ve binlerce yıl öncesine dayanan Avrupa folklorunun bir parçasıdır. Roma, Romulus ve Remus'ta - kurtlar ve insanlar arasında her zaman bu ilişki vardır." Bu ilişki Martin'in dizisinde defalarca görülüyor ve Martin'in son iki kitap sonunda piyasaya sürülürken devam edeceğini söyleyeceği bir şey. Özellikle Arya'nın kurdu Nymeria önemli bir rol oynayacak. "Biliyor musun, bir şeyler hakkında bilgi vermekten hoşlanmam." diyor Martin, yüzüne yayılan bir gülümsemeyle. "Ama kullanmayı düşünmediğiniz sürece dev bir kurt sürüsünü duvara asamazsınız."
- İşinize aşina olmayanlar için dizi hayali bir dünyada geçiyor. Krallığın kontrolü için bir mücadele var. Bu hanedan savaşı, esasen üç ana olay örgüsünden biridir. Bu tür insanüstü karakterleri içeren başka olay örgüsü satırları da var ve sonra eski tahtının geri dönüşünü arayan sürgün Targaryen kızı var. Neden bu üç ana olay örgüsü?
- Tabii ki uzakta olan iki şey var - Sur’un kuzeyindeki şeyler (Diğerleri) ve sonra diğer kıtada ejderhalarıyla Targaryen var - elbette "Buz ve Ateşin Şarkısı" başlığının buz ve ateşi. . " Yedi krallığın başkenti olan King's Landing'de ortada meydana gelen merkezi şeyler, çok daha fazlası tarihi olaylara ve tarihi kurguya dayanıyor. Güllerin Savaşları'ndan ve 100 Yıl Savaşları etrafındaki diğer bazı çatışmalardan gevşek bir şekilde alınmıştır, ancak elbette fantastik bir twist ile. Biliyorsunuz, başladığım dinamiklerden biri, King's Landing'deki yedi krallık içindeki küçük güç mücadeleleri tarafından bu kadar tüketilen insanlardı - kim kral olacak? Küçük Konsey'de kimler olacak? Politikaları kim belirleyecek? - krallıklarının çevresinde çok uzakta meydana gelen çok daha büyük ve daha tehlikeli tehditlere karşı körler...
Ve tabii ki, bunu tarih boyunca görebilirsiniz. Tarihte yer alan ortak bir dinamiktir. Biliyorsunuz, Yunan şehir devletleri, İsa'nın doğumundan önce, biliyorsunuz, Makedonyalı Philip hepsini fethetmek için ordularını oluştursa bile birbirleriyle kavga ediyorlar ama bunu modern zamanlarda bile görüyorsunuz, biliyorsunuz - Fransa'nın Üçüncü Cumhuriyet döneminde, Nazi tehdidi yükselirken siyasi mücadeleleri... Ancak Fransız siyasetçiler neredeyse Nazilerle arkadaş olmayı tercih ediyorlardı. Ve belki modern gündeki derslerimiz de. Kim bilir? Demek istediğim, şu anda dünyamızda iklim değişikliği gibi şeyler oluyor, bu, nihayetinde tüm dünya için bir tehdit. Ama insanlar onu politik bir futbol yerine kullanıyorlar, bilirsiniz… Herkesin bir araya geleceğini düşünürsünüz.
Bu, muhtemelen insan ırkını yok edebilecek bir şey. Bu yüzden, özellikle modern zaman meselesine değil, kitabın yapısıyla ilgili genel bir şey olarak bir analog yapmak istedim.
- Kitapta ( Buz ve Ateşin Dünyası) ipuçları bulmayı uman hayranlar için bir soru kalıyor: Tarih tekerrür eder mi? Martin’in arsız yanıtı: “Yankılanan bir evet ve hayır. Biraz belki. "
submitted by griljedi to asoiaf_tr [link] [comments]


2020.08.17 21:28 Hassc_tr Seks Hakkında Bazı Bilgiler, İlk Deneyim, Nasıl Mutlu Ederim ve Nasıl Olmalı Gibi Sorular

Öncelikle bu uzun bir yazı olacak ama henüz bunu yaşamamış kişilere çok şey katacağını düşünüyorum.
Her şeyden önce burada anlatacaklarım boş bir evde geçiyor. Peki bu neden önemli? Arkadaşlar eğer kıyıda köşede sevişmeye çalışırsanız kız korkudan ne olduğunu anlamaz. Aynı şekilde siz de yakalanma korkusuyla sıkıntılar çekebilirsiniz. İlk deneyimin heyecanıyla bu korku birleşirse erekte olamama gibi sorunlar ortaya çıkabilir. Bu yüzden mutlaka yakalanmanızın imkansıza yakın olduğu bir yer bulun. Örneğin aileniz 1 hafta tatile gitmiştir ve komşularınız tanıdık değildir. Kızı gizlice eve sokup ses çıkarmadan istediğinizi yaşayabilirsiniz.
Şimdi ikinci önemli konu ise yaşlar. Mutlaka 18 yaşına basmış olun. Eğer kız 18'den küçük olursa aranızda 1 yıl bile olsa mahkeme sizden yana olmayacaktır.
Son olarak videoya çekmeyin. Siz yaymasanız bile biri telefonunuza girip yayabilir ki, yaymayın. Biriyle yaşadığını başkasına göstermek zavallıca bir harekettir. Seks sizin için bir başarıysa kusura bakmayın hayatınız çok b*ktan.
Şimdi her şey hazır. Kız 18 yaşının üstünde ve yaşlarınız yakın hatta aynı yaştasınız. Eve getirdiniz, komşular da görmedi.
İlk yapmanız gereken kızı salona almak. Sakın girer girmez kızı soymaya çalışmak gibi bir kroluk yapmayın. Kız salona oturunca mutfağa gidin ve atıştırmalık bir şeyler getirin. Burada tavsiyem çilek. Yedikleriniz vücut sıvılarınızın kokusunu ve tadını değiştirir. Balık yedikten sonra sperminizi koklarsanız veya bir kıza oral yaparsanız dediğimi çok iyi anlarsınız. İkramı yaptıktan sonra kızın yanına oturun ve yandan sarılın. Elinizi omzuna da atabilirsiniz. Buradaki önemli husus televizyon vs. açmamak. Kız eğer utangaçsa ertelemek için bahane arayacaktır. İlk yapacağı şey de televizyondan konuşmak. Bu hem sizin canınızı sıkar hem de bütün ortamı bozar. Geri zekalı bir kızın bu zevki mahvetmesine izin vermeyin. Böyle yapan olursa da saçından kavrayıp götünü sikebilirsiniz.
Herneyse. Şimdi kızla muhabbet ediyoruz ve elimiz üstünde. Yavaşça sevmeye başlıyoruz. Kezbanın tekiyle çıkmıyorsanız o da elini size atar ve örneğin elinizi okşar. Ben genellikle parmaklarımı omzunda gezdiririm. Bu aşamada sohbet yavaşlayacak bunu fark edeceksiniz. Eğer kız sohbeti daha da hızlandırdıysa heyecanlanıyor. Burada onu rahatlatmak için bunu ona söyleyin.
"Güzelim sakin olsana biraz" tabii bunu gülerek yapın ve ellerini tutun. Kız çok daha rahatlamış hissedecek. Sizin de gerilmemeniz çok önemli. Siz ne kadar gerilirseniz kız da o kadar gerilir. Bu durumda kasıntı hareketler yaparsınız.
Ellerini okşayın ve kıza sarılın. Göğsünüze yatırmanız tavsiyem. Bu hem güven verir hem de rahatlatır. Size bakmıyorsa çok daha rahat yapar bazı şeyleri. Yatırdıktan sonra omzunu okşayın biraz, saçlarını öpün. Sonra elinizi kalçasına doğru indirin. Kalçasını sıkmayın tabii. Elinizi oradan geçirip bacağında durdurun. Burada o da elini karnınızda gezdirecek. Karın kasınız varsa tişörtünüze sokacaktır. Sonra göğse doğru çıkacak. Fazla heyecan yapmamaya çalışın ki kalbiniz küt küt atmasın. Diğer elinizi kızın eline atın ve sevin. Avuç içlerinden bileklerine doğru. Parmak uçlarınızla oynayabilirsiniz. Ardından çenesini yavaş yavaş kaldırın. Önce çenesinden öpün sonra dudaklarından. Buralarda zorlanmayacaksınız o kendiliğinden yönlendirdiğinizi yapacak. Öpüşürken dilinizi sokmayın köpek gibi. Dudak uçlarınızı değdirin biraz. Sonra bu şekilde emin. Daha sonrasında dili dahil edin. Bu aşamada ön sevişmeye geçiş tamamdır.
Şimdi öpüşüyorsunuz çok güzel. Öpüşürken elleriniz saçma sapan yerlerde dolaşmamalı. Unutmayın bu kısa bir öpüşme olmayacak. En az 10-15 dakika böyle öpüşeceksiniz. Elinizi ilk olarak bacaklarına atın ve okşayın. Önce altını, sonra üst tarafından parmaklarınızı gezdirin. Ardından iç tarafını okşayın. Parmak uçlarınızı sürterek göğsüne kadar götürün elinizi. Göğsüne dokunmayın sakın. Ortadan geçirerek çenesini tutun. Baş parmağınızla yanağını okşayın. Daha sonra elinizi aşağıya indirip hafif hafif tişörtüne sokun. Burada belini tutun önce. Bir iki kez belini hissedecek şekilde yukarı aşağı oynatın. Dikkatli olun çünkü kızlar karın ve belde ciddi anlamda gıdıklanır. Gıdıklanırsa elinizi çekin yoksa moddan çıkarırsınız kızı. Göğsüne doğru götürün. Sütyen giydiğini varsayarak önce üst taraflarında elinizi gezdirin. Sonra sırtına geçip biraz sırtında gezdirin. Sütyen ipini açın ardından. Tişörtünü çıkarmaya gerek yok şimdilik. Tişörtünü yukarı sıyırıp sütyenini de sizi engellemeyecek şekilde boynuna doğru çekin. Diğer elinizle bunları tutabilirsiniz. Göğsünü sakın avuçlamayın. Yazık edersiniz. Parmak ucunuzla göğüs ucunun çevresinde gezinin. Yine sakın göğüs ucuna dokunmayın. Bu şekilde 5 dakika kadar göğüs ucunun etrafında gezdirin. Kız dayanamayıp elinizi bastırabilir. O zaman inat etmeyin. Göğsünü yavaşça kavrayıp ucunu baş parmağınız ve işaret parmağınızın arasına alın. Hafifce ucunu tutun ve okşamaya başlayın. Ara ara ucunu biraz çekin. Bu aşamada kızın nefesi öpüşemeyecek kadar hızlanacak ama siz bırakmayın. Kızın elini karnınızdan penisinize doğru götürün. Hemen okşamaya başlayacak. Siz de göğsünü okşamaya devam edin. Burada kız öpüşemeyecek olup kendini çektiğinde tişörtünü ve sütyenini çıkarın. Kızı kucağınıza alıp öpmeye devam edin ama aynı zamanda yatağa götürün. Yatağa bırakıp üstüne çıkın siz de. Elleri sırtınızda olacak. Göğüslerini okşamaya devam edin, aynı zamanda penisinizi vajinasına sürtün. Dediğim gibi yaptıysanız ve az çok çekiciyseniz kız hafif hafif kıvranacak. Eğer pek zevk almadığını düşünüyorsanız göğsünü yalamaya geçin ama onu birazdan anlatacağım. Kıvranışını takmadan devam edin. Sizin acele etmeden yaptığınız her hareket kızın sizi isteme yüzdesini katlıyor. Sakın öyle 10 dakika ön sevişmeden sonra penetrasyona geçmeyin. Burada öpmeyi bırakıp dudaklarınızı kıza sürte sürte göğsüne kadar inin. Göğsünün kokusunu Hafifce içinize çekin ve dudaklarınızı uçlarına götürün. Uçlarına geldiğinizde dudaklarınızı hafif hafif değdirin 2 dakika kadar. Diğer elinizi kızın kalçasına indirebilirsiniz. Şimdi iki seçenek var. Ya yalayacaksınız ya da emeceksiniz. Ben yalama taraftarıyım. Emince süt gelebiliyor. Üstelik kızlar için cinsellikten çok annelik dürtüsüne hitap ediyor olabilir. Dilinizi ucuna değdirin, biraz böyle yaladıktan sonra ağzınızı da bastırıp arttırın. Diğer eliniz kızın kalçasındaydı. Kalçasını sıkın, ardından kasıklarını okşayın. Bakın kasıklar diyorum vajina değil. Kız hala sırtınızdaysa elini de pantolonuzun içine sokun. Bırakın penisinizi okşasın o da. Kızların ölü gibi yatmasına izin vermeyin.
Kasıklara geldiğimizde yine aynı taktik söz konusu. Çevresini okşa, sonra elini vajinasından sürterek karnına getir ve taytından içeriye elini sok. Bacaklarına kadar ilerletip oradan kasıklarını gelebilirsin veya direkt kasıklarına gelebilirsin. Parmağını burada aşağıya doğru indirip kızın vajinasını aşağıdan yukarıya doğru tatlı tatlı okşamalısın. Umarım kız ıslanmıştır yoksa bir şeyleri çok yanlış yapıyorsun. Kızın ıslaklığı bu hareketi yapmanı çok kolaylaştıracak o pozisyonda bile. Klitorisinden de geçir mutlaka parmağını. Bu şekilde 5-10 dakika kadar yaptıktan sonra içeriye çok hafif sok. Kızı yavaş yavaş parmaklamaya başla. O eğer pantolonunu açmadıysa sen aç ve eline ver. Taytını da çıkar. Sürekli göğüslerini yalama. Omzunu öp, boynunu em, dudaklarını gezdir bir yerlerde. Ellerin de fazla sabit kalmasın ama her dakika oradan oraya geçme. Kızlar sanılanın aksine pozisyon değişimini sevmez. Bu onlara daha fazla zevk de vermez. Pornolarda gördükleriniz yalan.
Şimdi tamamen soyundunuz ve her şey tamam. Bu sefer siz yatın, onu da üstünüze alın. Kastım 69 tabii ki. O penisinizi yalasın siz de onun vajinasını. Öncelikle parmaklamaya devam edin. Sonra klitorisine dilinizi hafifçe değdirerek yalayın. Biraz böyle devam ettikten sonra dilinizi kızın içine sokun. Parmağınızla arka deliğini okşayabilirsiniz kız seviyorsa. Eğer hoşlanıyorsa arka deliğini de yalayın. Sonra tekrar vajinaya gelin. Klitorisine ağzınızı bastırıp emin. Dediklerimi doğru yaptıysanız bu aşamada kız aşırı ıslanacak ve 2.-3. orgazmını yaşıyor olacak. Elinizle göğüslerini de ayarında sıkın. Ayarsız yalayıp sizi boşaltmasına izin vermeyin. Bu şekilde 10 dakika kadar yaptıktan sonra kızı üstünüze alın. İlk sefer olduğu için bırakın o içine alsın. Kız dizlerinin üstünde duracak unutmayın. Burada size adam akıllı sevişmeyi anlatıyorum. Çıtayı Türk ifşa seviyesine indireni sikerim. Kız ucuna gelince duraksayacak. Hemen içine sokmayın. Bırakın biraz eliyle sürtsün vajinasına. Dayanamayıp içine alacak zaten. İçine alırken duraksadığı yerler olabilir. Siz kalçasındsn tutup kızı bastıracaksınız aşağıya. Yine hoşlanıyorsa eğer arkasını parmaklayabilirsiniz. Hoşlanmıyorsa göğsünü sıkın. Öne eğilmesini isteyip göğüs uçlarını yalayın. Dişinizi acıtmayacak şekilde geçirebilirsiniz. Kimi kızlar buna boşalır. İçine yavaş yavaş alacak ve siz de yavaş yavaş kızın zıplamasını sağlayın. Henüz hızlanmaya gerek yok. Buraya kadar pek söylemedim ama ara ara kısa güzel şeyler söyleyin. Ne kadar tatlı olduğunu mesela ama özellikle burada kızın kulağına tatlı bir fısıltıyla onu ne kadar sevdiğinizi söyleyin. Zıplamaya başladıysa elinizi kalçalarına getirip onu hızlandırın. Bu aşama bu kadardı şimdi pozisyon değişikliğine geçelim.
Evet bu biraz devam edince siz orgazma yaklaştığınız için boşalmak isteyeceksiniz. Kızı bozmadan ama aynı zamanda boş almadan da kızı durdurun. Kızı domaltın ve kontrolü elinize alın. Vajinasına yavaşça girin ama gittikçe hızlanın. Sırtını öpün; kollarından, saçından veya göğüslerinden tutun. Burası artık seksin bitmesi gereken yer. Hu şekilde dayanabiliyorsanız en az 10 en fazla 15 dakika yapın ve birlikte boşalın. Boşaldıktan sonra kalkıp lavaboya gitmeyin. Kızla oturup sigara yakmayın. Dediğim gibi Türk ifşa seviyesine indireni sikerim. Beraber sarılın. Birbirinizle konuşun. Birbirinizi ne kadar sevdiğinizi söyleyin. İlla lavaboya gidilmesi gerekiyorsa birlikte gidin. Üstünüze fazla bir şey giymeyin. Neredeyse çıplak şekilde yatağa girip sarılın. Henüz 2.si var ama yoruldum ben onu da başka zaman anlatırım. 20 dakikadır yazı yazıyorum.
Umarım bir şeyler katabilmişimdir. Yaptıklarınızı kaliteli şekilde yapın. Türk ifşa gibi varoş seksi olmasın. Partnerinizi memnun edin. Bu hem size olan saygısını hem de sevgisini arttıracak. Size de özgüven ve mutluluk verecek. Geceniz güzel, ilişkileriniz tatlı, seksiniz de zevkli geçsin.
submitted by Hassc_tr to KGBTR [link] [comments]


2020.08.14 14:33 thepurplbanana bok postası

İnsanların beni sadece loldeki OTP'mden dolayı sevmesinden sıkıldım.Gözünüzün önüne getirmeye çalışın.Tinder dan tanıştığım güzeller güzeli bir kızla ilk buluşmadayım.Herşey çok iyi gidiyor,fazla iyi gidiyor.Ortak ilgi alanlarımız var ve mizah anlayışımız uyuşuyor lakin aynı zamanda birbirimizi şaşırtabilcek kadar farklı tecrübelerimiz var.Laf arasında LoL oynadığımı ve Yone OTP olduğumu söyleme yanlışımda bulundum. O sadece gülümsedi ve bana bunun ne kadar havalı olduğunu söyledi.Sohbete devam ettik. Tuvalet ihtiyacımın geldiğini farkettim ve tuvalete gittim ama telefonumu masada unutmuşum. İçimde çok ama çok kötü bir his vardı. Dayanamayıp masaya geri döndüm ve ne göreyim. Buluştuğum kız çok heyecanlı bir şekilde telefonuna bakıyor. Dur bir saniye! Bu benim telefonum! Şifremi hatırlamış olmalı. "Hayırdır?" Diiyip telefonumu elinden aldım ve ne göreyim! op.gg profilime girmiş ve maç geçmişimi inceliyormuş. "Sadece zaferlerle dolu yemyeşil maç geçmişini görmek istedim" dedi. Nereye gitsem Yone beni bir lanet gibi takip ediyor. Erkek, kadın herkes; eğer bu yeteneğe ve geniş Yone mekanik bilgisine sahip olduğumu duyarlarsa beni adeta bir feed makinesi olarak görüyorlar. Bazen eve atılıyorum, cinsel seks yapacağımı sanarken kız parmağıyla bilgisayarı işaret ediyor ve "Sadece Yenilmez ve orman Yone oyna da seni izleyeyim" diye diz çöküyor. Ben bu muyum? Cesaretinden loldeki süt bebelerinin götüne azakana kılıcı sokan bir katletme makinesi miyim?
Has gurbetçi dediğin döner dükkanı açtığında en az 5 kuzenini evropaya götürür. 3 kuruş kar için pakistanlı dilenci çalıştırmaz. Has gurbetçi fransadan 5 euroluk parfümü lütuf gibi getirmez koyar taşağını calvin kleinden full giyim getirir. Has gurbetçi almanyada 1 euroluk tikivobka minivonka gibi sabun kalıbı çikolata getirmez. Getirdiğiniz o sabun kalıbına delik açıp 31 çekeyim amk beleşçileri. 20-30 k biriktirip benim 10 senede alamadığım evi 1 senede 10 kardeş it gibi çalışıp alıyorsunuz. Gurbetçileri viyana meydanında varna fatihi 2. Murat gibi tokatlaya tokatlaya sikeyim.
AMINA KOYİM SABAHIN 6'SI DAHA KARGALAR YARRAĞINI SAĞA SOLA ŞILAP ŞILAP VURMAZKEN ORUSPU EVLADI PATRON BOZUNTUSU ARIY0 3 DAKİKAYA GELEBİLİR MİSİN DİYO BEN MAKARNEKS MIYIM ORUSPU EVLADI SABAHIN 6'SINDA 3 DAKİKA İÇİNDE ANANIN AMINDAN ATEŞLENEN RAMAZAN TOPUYLA MI GELICEM ?
düşünsenize adamın teki; uzaktan sevdiğiniz ve yüzüne dahi bakmaya kıyamadığınız, açılmaya korktuğunuz o melek gibi kızı altına almış, bağırta bağırta orgazma ulaştırıyor. kız orgazmdan kilitlenerek o kadar sıkı sarılmış ki geri çekilmeye vakit bulamadığından tohumlarını kızın içine akıtıyor ılık ılık. tam da günündeymiş kız. yumurtası en olgun dönemde. o erkeğin spermleriyle dölleniyor yumurtası. ikisine ait bir zigot gelişmeye başlıyor rahminde. hay allah. içinde spermleriyle uyuduğu erkek sabah oflaya puflaya kalkıp ertesi gün hapı alıyor da kurtuluyorlar embriyoya dönüşmeden. bundan sonra daha dikkatli olacaklar. ertesi sefer anal yoldan birleşiyorlar kızla. bir gecede tam üç defa, evet üç defa kalın bağırsağını sıcak spermleriyle dolduruyor o melek gibi kızın. ara sıra parmaklarını vajinasının dibine kadar sokup cervixiyle lıp lıp oynuyor. kızın kaç kere spermleri yuttuğunun haddi hesabı yok. daha sonraları erkeği içine rahat rahat boşalabilsin diye parasını cebinden karşılayarak spiral taktırıyor kendisine.
kız bütün her şeyini teslim etmiş ve onun olmuş. ayağa kalktığında bütün deliklerinden spermler sızıyor bacaklarına doğru.
sen ise uzaktan birlikte olsaydınız neler yapardınız hayalleri kurup "acaba bu kız bana bakar mı" diye iç geçirmekle kalıyorsun. ahh ah dostlarım, hayat bazen çok acımasız. bizim gibi betalar anca uzaktan bakıp acı çekiyor...
UwU öncelikle iyi günler kyaaa:33 -^ herkesin kötü günleri olabilecegini unutmaaa;) v_v kullanıcının oyunlarıni inceledik ve uygunsuz bir davranış bulamadık Allaha sovse 2.saniyede banlariz ama feedlemesi önemli değil wintrade önemli değil hesap alım satım hiç önemli değil sonuçta egirllere,riota veya allaha sovmedigi icin ban atmıyoruz herkesin kötü günü olabilir UwU Chan kendini iyi bak sihirdar bol muzlu günler<33^
-Riot Sorakanin götten yiyen askerleri
arkadaşlar ben 9 aylık evliyim, kocam astsubay. Birbirimizi çok seviyoruz ve aramızda bir problem yok ama yatakta canımı yakıyor. Üstelik beni boğazımdan tutup "nasıl iyi mi terörist kürt" Türk'ün gücünü gör rum orospu" gibi küfürler ediyor. Başta zevkli geliyordu ama giderek şiddetin dozunu arttırıyor artık çok yoruyor beni. Ne yapmalıyım?
Ciddi TİPİ ÇÖP OLANLAR BOŞ YORUM YAPMASIN KENDİNE SÖVDÜRTMESİN!
Beyler benim önemli bir sorunum var amk. Kızlar çok bakıyor. Artık bu bakma olayı cidden rahatsızlık vermeye başladı. Gözünü hiç ayırmadan bakıyorlar. Ben de gözümü ayırmadan bakıyorum ne zaman bakmayı kesecekler diye bakmayı hiç kesmiyorlar. Yanımda kız oluyor mesela geziyoruz diğer kızlar o kadar çok bakıyor ki yanımdaki kız benden daha çok rahatsız oluyor. Bakmasınlar diye ters yapıyorum ters bakıyorum ne bakıyon amk falan diyorum gülmeye başlıyorlar bu sefer. Evden bakkala kadar gitsem bile illa denk geliyor bi tane. Mahalledeki küçük çocuklardan numaralarını gönderiyorlar. Sosyal medyadan rahatsız ediyorlar. Engellemekten bıktım artık cidden. Ciddi bir ilişkiye başlamak istiyorum bu sefer kız bana diyor seni seviyorum ama sen çok çapkınsın beni çok üzersin korkuyorum diyor. Arabası olan kızlar daha tehlikeli üzerime sürüp ses açan mı dersin camı açıp laf atan mı dersin neler neler yahu. Arkadaşlarım bana kızıyor mal mısın amk hepsiyle takıl diyorlar ama halimden anlayan yok. Kızın yanında abisi oluyor babası oluyor kız gizlice bana işaret ediyor kağıda numaramı yazdım gel diyor kafasıyla arkayı gösteriyor. Aranızda mutlaka bunları yaşayanlar vardır beyler Bi akıl verin zor durumda kalmaya başladım ciddi ciddi rahatsız oluyorum amk
HANGİ KIZLARLA CİDDİ DÜŞÜNÜLMEZ
1- Twitter jargonundan anlayan 2- Facebook gruplarında takılan 3- LoL, CS oynayan 4- Türkçe rap dinleyen 5- Depresif görünmeye çalışan 6- İnstada DM anketi atan 7- Erkek kankası olan 8- 18 yaşından küçük olan 9- Reelde ne çok sessiz ne de çok sesli olan 10- Sürekli snap atan 11- Yaşam felsefesi trip atmak olan 12- Her şeyi ciddiye alan 13- Anime izleyen 14- Discord kullanan 15- Ateist satanist falan olduğunu sananlar 16- Sporculara düşen 17- Hiç bir fikri olmadan rastgele bişeylere bok atan 18- Saçma hikayelerle baydıran 19- Dışarıda çok duran eve az giden 20- Rüya ve burçlara inanan 21- Fallara inanan 22- Sevdiğin bir filme(vb.) bok atan 23- Herhangi bir taraftar grubuna üye olan 24- Bir siyasi görüşü normalden daha fazla savunan 25- İlgiye aç orospu cocukları 26- Ergen festlerine 5kmden daha fazla yaklaşan 27- Aşko tarzı kelimeler ile hitap eden 28- 160tan kısa olan 29- Saçını mal mal renklere boyayanlar 30- Sigara kullanan
kızı soyar soymaz zıbam diye geçirmeyeceksin beyinsiz evladı. uzun süre sevişin amk vakit bizim. sonra yavaş yavaş soyacaksın, hala sokmak yok amk evladı. kızı ilk başta yavaş yavaş dokunacaksın, tüm vücudunu gezeceksin. püf noktaları var da uzun sürer. o huylanıp, iyice kıvama gelmeye başlayacak. daha am'a dokunmadık. am yok daha. şimdi biraz kıvranmaya başladığında, amın etrafına bas çek yapacaksın, hafif dokunuşlarla. bunu yaptıktan sonra, dudağını amın etrafında gezdireceksin. daha yalamak yok. sadece dokundurup çekiyorsun. bir süre devam et. kız uçacak. yavaş yavaş ama yakınlaş, orada da dokundur çek dudağını. ilk sinyali yolladık. şimdi tüm vücudu dudağınla gezmeye başla. bunu yaparken arada sırada öpeceksin. kız kuduracak, hatta titreyecek. amın üst bölgesine geldiğinde öpüp çekeceksin. iyice yaklaşacaksın, bu sırada arada da yalıyorsun tabi. ellerin de hiç durmayacak moruk. ellerin sürekli aktif olacak. sen amı öpmeye geldiğinde, ellerin bacaklarda, göğüste olacak. deli gibi sıkmayacaksın. am'a bir öpücük kondurduktan sonra yavaş yavaş elini ama götürüyorsun ve yukarıya kızı öpmeye çıkıyorsun. biraz orada yedikten sonra yine yavaş hareketlerle, aşağıya iniyorsun ve am'a bir dil atıyorsun. sonra kızın suratına bir bak. o şu an burada değil. amı yaladıktan sonra artık iş emmeye gelecek. emeceksin. ellerin sabit durmayacak sürekli oynayacak. emerken kızın suratındaki o azgınlığı göreceksin. sok artık diyecek. amaaaan sakın sokma orospu çocuğu. o kadar yaladın, boşa gider. yalamaya devam. eller durmuyor, amın her tarafını yalayacaksık, isteyecek. daha yarrak sokmadık. kız zaten 1-2 dakika sonra yine isteyecek. çıkarıp yarrağı sokacaksın. erken mi boşalma sorunun var? kıza 3 git gel biraz bekle, beklerken kızı öp falan. sonra devam edeceksin. baktın boşalacaksın, pozisyon değiştirme ayağıyla vakit kazanacaksın. tabi bu erken boşalan yıkıklar için. buradan sonra ağzın, ellerin ve sikin hiç durmayacak. sürekli sikeceksin. ve 2 gün sonra bir mesaj: "yine gelsene"
Belli ki erkek arkadaşına çok büyük ilgi duyuyor ve hayatındaki ilk yada ilklerden biri bu ilişkisi. Heyecanı yüzünden vajinası ıslanmamış ama çok azgın olduğundan sıcacık. Böyle bir durumda vajina hem girilmeyecek kadar dar olur hemde 38 derece ısıya sahip olur. Çocuğun girememesi normal.
Translated by Toygar Ram Çiftliği
Koç çiftliğinde duşta 18 çıplak kovboy emmek istiyorum büyük sert zonklama musluklar on sekiz çıplak kovboy becerdin kovboylar ram çiftlikte duşlarda kovboylar
Sıcak kovboy sıcak sert turuncu, titrek musluklar güçlü onsekiz kovboy daha arka bahçede büyük şişkin musluklar çok Sabit
Orgy içinde duş at ram çiftlik Büyük horoz zonklama, rammed tarafından kovboy popo gibi bir üreme koç gibi çürümek isteyen
Büyük zonklama musluklar almak emdi gerçek derin kovboylar kadar onlar fucked içinde onların uyku ram çiftlik o kayalar Büyük kovboy titrek musluklar
Ram Ranch duşta 18 çıplak kovboy musluklar emmek isteyen dizlerinin üzerinde Ram Ranch duş becerdin becerdin olmak istiyorum on sekiz çıplak kovboy emmek isteyen büyük sert zonklama musluklar Cowboys Ram Ranch gerçekten kayalar
Sıcak kovboy sıcak sert turuncu, titrek musluklar güçlü onsekiz kovboy daha arka bahçede büyük şişkin musluklar çok Sabit
Orgy içinde duş at ram çiftlik Büyük horoz zonklama, rammed tarafından kovboy popo gibi bir üreme koç gibi çürümek isteyen
Ram Ranch duşta 18 çıplak kovboy musluklar emmek isteyen dizlerinin üzerinde Ram Ranch duş becerdin becerdin olmak istiyorum on sekiz çıplak kovboy emmek isteyen büyük sert zonklama musluklar Kovboylar Ram Ranch gerçekten kayalar
Büyük sert zonklama musluklar, gerçek derin kovboylar uyku ram çiftliğinde becerdin almak için emdi, o kayalar kovboylar seviyor musluklar
"رام رانش"
18 راعي بقر عاري في الدش في رام رانش الديوك الخفقان الصلبة الكبيرة التي تريد أن يتم امتصاصها ثمانية عشر رعاة البقر العارية الذين يريدون أن يكون مارس الجنس رعاة البقر في الاستحمام في رام رانش على ركبتيهما يريدان مص الديوك رعاة البقر رام رانش صخور حقا
رعاة البقر الساخنة برتقالي جامدة الساخنة ، الخفقان الديوك بقوة ثمانية عشر رعاة بقر أكثر في الفناء الديوك المنتفخة الكبيرة من الصعب جدا
العربدة في الاستحمام في رام رانش كبير الديوك الخفقان صدمت بعقب رعاة البقر مثل كبش التكاثر الذي يريد التعفن
كبير الديوك الخفقان الحصول على امتص الحقيقي العميق رعاة البقر حتى الحصول على مارس الجنس في نومهم رام رانش ، إنه صخور يحب رعاة البقر الديوك الخفقان الكبيرة
18 راعي بقر عاري في الدش في رام رانش الديوك الخفقان الصلبة الكبيرة التي تريد أن يتم امتصاصها ثمانية عشر رعاة البقر العارية الذين يريدون أن يكون مارس الجنس رعاة البقر في الاستحمام في رام رانش على ركبتيهما يريدان مص الديوك رعاة البقر رام رانش صخور حقا
رعاة البقر الساخنة برتقالي جامدة الساخنة ، الخفقان الديوك بقوة ثمانية عشر رعاة بقر أكثر في الفناء الديوك المنتفخة الكبيرة من الصعب جدا
العربدة في الاستحمام في رام رانش كبير الديوك الخفقان صدمت بعقب رعاة البقر مثل كبش التكاثر الذي يريد التعفن
18 راعي بقر عاري في الدش في رام رانش الديوك الخفقان الصلبة الكبيرة التي تريد أن يتم امتصاصها ثمانية عشر رعاة البقر العارية الذين يريدون أن يكون مارس الجنس رعاة البقر في الاستحمام في رام رانش على ركبتيهما يريدان مص الديوك رعاة البقر رام رانش صخور حقا
كبير الخفقان الثابت الديوك ، الحصول على امتص الحقيقي العميق رعاة البقر حتى الحصول على مارس الجنس في نومهم رام رانش ، إنه صخور يحب رعاة البقر الديوك
SENE 2013 omegleden tanıştığım aybüke diye bir sevgilim vardı 104 gün sevgili olduk sonra aldattı fln neyse ayrıldım orspudan bnde aylar sonra fake açtım onun resmini kydum hesap adında berna kaya koydum facete sonra kapandı o hesabı aybükenin orspuluğunu yayıp numarasını dağıtıp intikam almak için açtım başta sonra intikamı alınca abaza trollemek için kullanmaya dvm ettim tabi o zamanlar yaşım 17 bankmatik kartım yok daha abazalardan para kazanacak yaşta değilim nyse benim hesap baya tanınmaya başladı günde 1000 msj geliyor her grupta orospu berna olarak tanınıyor benim hesap günde binlerce yarrak fotosu geliyor neys konudan sapmyım berna kaya hsabını açtktan 2 yıl sonr biri bana msj attı dediki berna senin berna olmadığını gerçek adının Aybüke olduğunu blyom amk şok oldum yıllarca ben bu fakei açmışım aybükenin fotosunu kullndim adımı berna koymuşum milyonlarca msj gelmiş bir kişi bile sen fakesin sen erkeksin dememiş ama biri bana msj atıyor ve bernanın aslında aybüke olduğunu biliyor yani ben fake değilimde adımı değiştirmişim sanıyor ben berna dedim siktir amk senin Aybüke oldunu biliyorum dedi nerden biliyon dedim pornonu izledim dedi Herhalde taşk geçiyor yada daha önceden trollediğim biri sanıyorum dediki ifşanı izledim escobarda diyor bende pablo escobar mı diyorum bu güldü bana aybükenin yani eski sevgilimin ifşasini atti bir baktım benim aybüke yarrak yalıyo ve ifşanın üstünde ismiyle Aybüke yaziyo yüzü saçı kaşı aynı sevinsem mi üzülsem mi bilemedim ama hala fake olduğumu profesyonelce sakliyorum dedimki pornomu nerden buldun sil fln diyorum bunun attığı videoyu ss aldim aybükenin bütün arkadaşlarına o sakso çektiği fotoyu attım sonra aybükeyle son kez yüzleşmek bir güzel küfür etmek için msj atmak için profiline girdiğimde birde ne göreyim saksocu Aybüke türbana kapanmış ulan hayatımda ne kadar sakso çeken kız tanidiysam hep saksodan sonra kapanıyor amk sakso çeken imana geliyor resmen o zamanlar modayd sonra namuslu takılmak olmayan namuslarini sikeyim
Ok, this is ABSOLUTE fucking bullshit. I went to take a test in class yesterday, and when I saw some sexy looking quadratics, my boner engaged. When I found the y-intercept of the equation, I couldn't help it!!! I closed my eyes, and I TORE my dick to shreds, using whip like motions and pulled with great force. That was one of the best nuts I ever had, just thinking about it now gets me riled up. Thing is, I nutted all over the kid sitting right next to me, and the teacher got all pissed at me, screaming at me for jacking off on a classmate. I told that bitch to shut the fuck up, and that jacking off is a natural, artistic, and beautiful process. He should BE HAPPY that my semen is all over him, maybe he can learn a lesson or two about the culture and art of jacking off. HOWEVER, the teacher didn't agree with me. She KICKED ME OUT of the classroom, and I didn't even finish taking the test. Not only THAT, but they made me clean up my cum after it already dried out and solidified on the carrpet. THATS TORTURE!! Do you know how hard it is to clean dried cum? You CLEAN cum after its FRESH out of your dick, not an hour after you fucking nutted. This is a fucking OUTRAGE. Do you really expect me to not whip out my cock and jack off when i see a HOT quadratic on a test? Either make the equations less sexy, or LET ME jack off in your classroom, asshole.
yeter be yeter. burama geldi. ben de am sikmek istiyorum lan. bizimki de can lan. bizim de canımız çekiyor. doldum artık burama geldi, yarrağıma da laf geçiremiyorum, söz dinletemiyorum. o da bazı şeylerin farkına varıyor, nasıl varmasın, taş değil toprak değil, benden, canımdan, kanımdan bir parça. bıktı banttan yayından, artık canlı yayına geçmek istiyor. yeter bak yemin ediyorum yeter, çıldırmak üzereyim. damarlarımda kan değil sperm dolaşıyor sanki, aylardır döl sıçıyorum. asosyalim lan. karılarla konuşamıyorum. benim yarrağım da sıcak bi amcığa girmek ister elbet. biz de am sikebiliriz elbet. ama yok amk yok. ulan benim vefalı yarrağım bugüne dek ne verdiysem kabul etti. nereye soktuysam yok demedi, mızmızlanmadı. diş macunu tüpünü kesip mi sikmedim, akrilik yünlerine mi yaslamadım, sırf kızlık bozuyomuş hissi vermek için baştan aşağı ketçapa buladığım kumpiri mi sikmedim, babaannemin öğrenci evime sererim diye köyden yolladığı halıfleksi rulo yapıp mı sikmedim koridorun ortasında. ama bıktım eritilmiş, yuvarlatılmış kartonpiyerlere sürtmekten, bıktım banyonun giderini, balkonumdan geçen pimaşları sikmekten. hepsine eyvallah dedi bu vefalı, meczup yarrağım. ama olmuyor beyler. bi yerden sonra kabul etmiyor bünye. gerçek bi delik istiyor. sıcak bi amcığın ateşinde kavrulmak, gerçek bir amcığın g noktasında kolbastı şov sergilemek, kanlı canlı bir bızırın ana arterlerine haçlı seferleri düzenlemek, gerçek bir göt deliğinde türbülansa girmek istiyor.
___"cowonaviwus-kun, we musn't. pwease, my immune system is not that stwong uwu" "I have no othew choice" he wepwied with a hawsh tone "no pwease!" I begged. "I wouwd do anywthing!" he waised his eyebwow, intwigued. "anything?" His fingew twaced acwoss my face, the cowd touch send shivews down my spine. I fewt afwaid but at the same time I fewt dwawn into his gazing eyes, they wooked so dead inside, so... wonewy. "Anything fow you, c-cowonaviwus-kun... " I sniffwed Then I fewt a shawp pain in my chest. penetwating. I gasped fow aiw, which onwy came out as a stwuggwing guwgwe, a coughing fit of bwood. Bwood. Wawm bwood escaped my weak ass bitch body. I wooked at him again, betwayaw and pain in my eyes, as teaws stweamed down my face and I cowwapsed to the gwound. With my bwuwwed vision I see him wook down on me, his stawe wefwected some sowt of twiumph, satisfaction. With damped heawing, I heaw him say the wast wowds I wiww evew heaw: "Then pewish."
Girl: Please don’t rape me! Guy named Please: Teacher: Are you fucking serious? Girl named Serious: Teacher: Are you fucking done? Girl named Done: Teacher: Are you fucking for real? Girl named For Real: Teacher: Please stop fucking everything up. Girl named Everything Up: Teacher: Can you stop fucking fooling around? Girl named Fooling Around: Teacher: Can you stop fucking joking? Girl named Joking: Teacher: Stop fucking cheating! Girl named Cheating: Teacher: Stop fucking stealing! Girl named Stealing: Teacher: Stop fucking yelling! Girl names Yelling: Teacher: Stop fucking sleeping! Girl named Sleeping: Teacher: Today we are going to finger paint Girl named Paint: Teacher: today we are going to publicly execute Hjgfdfghdsafgdsafghds for war crimes! Kid named Hjgfdfghdsafgdsafghds: I am such a comedic genius that it’s utterly, quintessentially inconceivable how I failed my audition at the Laugh Factory. Absolute fucking injustice.
Sabah: Kahvaltı sonrası spor ise :elli gram yulaf ezmesi iki yumurta beyazı bir tam yumurta çırp omlet yap, altmış gram az yağlı böreklik lor peyniri, isteğin kadar domates salatalık, şekersiz yeşil veya normal çay. Daha etkili seksen beş gram yulaf kaynat bir ölçek protein tozu at karıştır ye Antrenman kahvaltıdan sonra değilse Dört yumurta beyazı altmış gram lor domates peynir bir dilim kepek ekmeği bir ölçek protein tozu
Öğlen yarım yeşil elma şekersiz çay veya kahve türleri, ayran veya sade kefir Daha etkili hiç yeme
İkindi: Eğer antrenman akşamsa: seksen beş gram pişmemiş pirinç yağsız lapa şekilde haşla yanına yüz elli gram tavuk veya hindi
Eğer antrenman yoksa İki yüz gram tavuk veya hindi haşlanmış brokoli isteğe göre havuç ve çeşitli sebzeler de haşlanıp yenilebilir toplam sebze miktarı iki yüz elli gramı geçmesin Antrenman yoksa daha etkili: Annenin yaptığı mümkünse etli veya tavuklu ıspanak, kereviz, pazı gibi düşüş karbonhidratlı ev yemekleri iki yüz gramlık porsiyonu geçme
Yatmadan önce eğer yoğun bir gün geçirdiysen bir ölçek protein tozu içebilirsin Antrenman öncesi yemeklerini iki saat önceden ye Antrenmandan önce filtre kahve içerisine bir tatlı kaşığı hindistan cevizi yağı tavsiye ederim Ne olursa olsun antrenman sonrası protein tozu Antrenman esnasında bir buçuk litre su bitsin Gün içerisinde en az dört litre su Lor dışındaki süt ürünlerinden olabildiğince uzak dur Kalorilerini her fırsatta say Paketli yiyeceklerden kaç şeker düzeyini sıfıra yakın tut Günde beş grama kadar tuz istediğin kadar baharat tüketebilirsin
allah korusun ama eger boyle birsey basiniza gelirse parmaklarinizi kopegin gözüne sokun ve gözlerini oyun yada dasaklarini sikip patlatin amini siktimin itlerin bakin bakim nasil kaciyor amina kodumun iti bana hic bir havyan oglu hayvan it sever yazmasin sizinde annanizi sikerim gozlerinizi oyarim orosbu cocuklari sizi
Acil sikilmesi lazim sana threesome yazıyorum sex education izledik abi biliyoruz bu isleri :stuck_out_tongue: sekks terapisti olduk abi ya vajina uretra yumurtalık amcik derinliği 16 cm olup ilişki yaşanan kişiye gore uzayıp küçülebilir abi sen threesome yap derdin tasan kalmasın :wink:
sikmek istiyorum seni anlıyor musun benim minik orospum, sikmek istiyorum. götünün şerefiyle, haysiyetiyle oynamak istiyorum lan. etli götünün oynak loplarını yaba gibi ellerimle avuçlayıp, akli melekelerimi yitirinceye dek yaslı kalmak istiyorum kavisli çatının tam tepesinde. mor başlı gövel yarrağımı stabilize göt çemberinin etrafında nakış, nakış, ilmek ilmek dokumak istiyorum seni küçük fahişe. kanaviçe desenli yarrak damarlarımdan boncuk boncuk süzülen sıcak spermlerimi, saten kırlent üzerine işlenmiş iğne oyası dantel örneği misali işlemek istiyorum yassı götceyizine. kuru göt deliğine kırmızı fiyonk kurdele takıp, alkış tuta tuta, ağır aksak tempoda, düyek usulünde, hicaz makamında sikmek istiyorum seni. sana ızdırap vermek istiyorum orospu çocuğu anlıyor musun beni? itibarını, erkeklik gurunu, ömür boyu beslediğin, büyüttüğün, yaşatan haysiyetini beş paralık etmek, cümle akraba'i taallukatına rezil'i rüsva, kepaze eylemek istiyorum. babanın gözleri önünde sikmek istiyorum, annenin antika maun sandığında sakladığı naftalinli okul önlüğününü giydirip sikmek istiyorum, amca çocuklarının gözleri önünde pileli eteğini sıyıra sıyıra kucaklamak ve kıskaca almak istiyorum ürkek bedenini. dayının çocuklarına ekşi göt deliğini zorla yalattırmak istiyorum.
Corona virüsüne demişler dünyadaki bütün ülkelere tek tek gidip bulastin insanlari öldürdün peki niye hiç türkiyeye uğramadın demişler corona virüsü de demiş ki türkler öle bı millet ki 1 tane bırakırsan ardında devlet kurup intikam alır
yollardayım ben, ben gidiyorum yolun kenarına kocaman çorba yazmış, hayvan gibi toteme çorba yazmış. içeri giriyorum ne çorbası var diyorum? Mercimek. Ananı sikiyim hayallerimle oynadın orospu çocuğu. Ayak lazım paça lazım işkembe lazım. Mercimek ne o avradını siktiğim madem yok neden oraya kocaman çorba yazıyon orrospu çocuğu. ÇORBA
submitted by thepurplbanana to Tanrilar_Konseyi [link] [comments]


2020.08.11 08:16 ThouShaltNotBelieve Türk düşmanlığı sadece internetten ibaret değil

(A)vrupa'da doğdum, ben çocukken Katolik bir ilk okula gittim. Ailem müslüman ama yakınımızdakı okulların sözde en iyisi olan okul bir Katolik okuluydu. Çevreye yeni taşınmıştık, daha önce 8/9 yaşına kadar devlet okula gitmiştim. Burda 4 yaşında okula başlıyor çocuklar, ilk üç yıl sosyalaşmayı öğreniyor vs. Yaşadığımız yer oldukça küçük bir şehirdi.
O okulda günlük ırkçılık ve dışlama gördüm. Çocuklar çok vicdansız olabiliyor. Annemlere yalvardım beni devlet okuluna yazdırın orda daha fazla yabancı var vs diye ama beni ciddi almadılar.
Neyse, 9/10 yaşlarindayım ve ailemden hep "öğretmenler bir ana/baba yarısıdır, herşeyin iyisini bilir' diye öğrendim ve öğretmenlerime cok büyük bir saygım vardı. Kendimce (çocuk olmama rağmen) dedim ki, kendi yaşımdakiler böyle davrana bilir ama büyükler böyle değil. Helede öğretmenler vs. onlar herşeyi biliyor vs diye inanıyordum
Bir gün jimnastik dersinde, (9 / 10 yaşındayım), dersi hava sıcak olduğundan okulun yakınlarındakı bir parkta yapacaktık. Yeşillik bir alana hepimiz sıra olarak oturduk. Ben ön sırada en sol tarafta oturuyordum ve sağ tarafımda uzun bir Hollandalı kız oturuyordu. O zamanlar böcek fobim vardı ve büyük böceklerden korkardım. Kızın kolunda koş koca, hamamböceğine benzer bir böcek vardı.
Bende kıza "kolunda böcek var" dedim, kız böceği gördüğünde bağırarak yerinden fırladı ve eliyle böceği kolundan vurdu, böçekte az kalsın benim ustume düştü. Sonra bütün çocuklar (çocuk aklı işte), bağrımaya ve yerinden koşmaya başladı.
Öğretmen yüksek sesle derhal yerinize oturun diye bağırdı. Hemen ilk ben yerime oturdum. Öğretmen geldi, beni kolumdan tutup yerden çekti ve kaldırdı. Kolumu çok sıkı tutuyordu ve çok feci açıyordu. En yakındaki büyük bir ağaca kadar sürükleyip, beni o ağaca yitti, kolunun ön kısmını boğazıma dayadı ve basarak boğazımı sıktı. Az daha nefes alamıyordum.
Sonra yavaş yavaş daha fazla bastırarak "neden bağırdın lan sen?" dedi. Bende "öğretmenim, kızın kolunda iğrenç bir böcek gördüm ve...." Diye kendimi zorlanarak (nefes bile alamıyordum) açıklamaya çalışırken, birden boğazımı bıraktı. Bana, benden iğreniyormus gibi baktı. Kolumdan çekip sınıfın önüne koydu sonra diğer koluyla sınıfa işaret etti
”sen o böcekten nasıl iğreniyorsan, bizlerde senden iğreniyoruz, hatta sen böcekten çok daha iğrençsin" dedi.
Bu olayı aradan 20 yıl geçmesine rağmen daha dün olmuş gibi hatırlıyorum. O gün büyüklerin ve öğretmenlerin çocuklardan hiç bir farkı olmadığını öğrendim..
O günden sonra kendimi kimseye ezdirmemeye karar verdim. Iki üç gün sonra benimle alay eden ve benden bir iki sınıf yükseğe giden bir çocuğun burnunu kırdım, herkesin önünde dövdüm. Orta okul, lise zamanlarimda herkes benden korkar bana (veya küçük kardeşime) sataşmazdı, ters bakanı herkesin önünde dövüp örnek yapardim. bana olmasa bile diğer yabancı (helede Türk) çocuklarına laf atanları vs doverdım. O zamanlar oturduğum şehirde (benim.yaşımdaki) herkes tanır, kimse kolay kolay sataşmazdı.
23/25 yaşlarına kadar çok agresif kaldım ve son bir kaç yıldır yumuşadım. Tabi bu ırkçılığı durdurmadi. Nereye gitsem ırkçı bir muamele gördüm. Markette, okulda, üniversitede, sokakta, staj ararken, iş ararken vs. kendilerinden daha beyaz tenli ve yeşil gözlü olmama rağmen, kitap okumayı sevdiğimden kendilerinden daha iyi Hollandaca konuşup kültürlerini, tarihlerini onlardan iyi bilmeme rağmen her zaman bir yabancı olarak görüldüm. Artık 90/2000ler kadar kotu değil ama ben ve Hollandalı bir arkadaşım aynı yere staj veya iş başvurusu yapsak 10 seferden 9unda bana "şuanda hiç kimse aramıyoruz" diye cevap gelir arkadaşı konuşmaya çağırırlar.
Burda "batıda ırkçılık yok pis gurbetçi çomarlar bunu uydurdu, onlar olmasa batı bizi sever" vs diyenler yüzden çok zoruma gidiyor. Hayatında mahellesinden çıkmamış cahiller Avrupa'yı hayatı boyunca orda yaşamış insanlardan daha iyi tanıdığını sanıyor..
Daha çok böyle hikayelerim var ama kendimi magdur gibi hissetmek ve portre etmekten hoşlanmıyorum..
Hayatımda ilk kez, Türkiye'ye öğrenci olarak gelip yaşadığımda evde hissettim yakında batıda doğup burda üniversite okumuş bir çok Türk genci gibi Türkiye'ye temelli taşınıcağım.
Neyse, benim demek istediğim bu gördüğünüz Türk düşmanlığı sadece internetten ibaret değil.
submitted by ThouShaltNotBelieve to kopyamakarna [link] [comments]


2020.07.29 15:25 griljedi GRRM - 2012 Söyleşileri

  1. Şu ana kadar yayımlanan kitaplara eklediğiniz ve okuyucunun bulmasını umduğunuz ama bulamadığı şeyler var mı? Yahut çok az kişinin gördüğü?
Hayranların şu ana kadar her şeyi öğrendiğini düşünüyorum. İnsanlar düşüncelerini internette, bloglarda yazıyor. En anlaşılmaz, ücra ipuçları bile kısa sürede bulunuyor ve dikkat çekiliyor.
  1. Valyria’yı görecek miyiz?
Kıyamet öncesi mi şimdiki halini mi? Belki.
  1. Cevaplanmamış ama Kış Rüzgarlarında cevaplanacak üç soru söyler misiniz?
Söyleyebilirim ama söylemeyeceğim.
  1. Bronn’un hikayesi bitti mi?
Bronn’un hala bir rolü var, kesinlikle geri dönecek.
  1. Başlangıçta onlara vereceğiniz yolu ertelediğiniz veya yoldan saptırdığınız bir karakter var mı? Varsa, kim?
Hayır, var diyemem. Bazı durumlarda kronolojiler başlangıçta istediğimden farklı ama tüm karakterlerin hikayeleri aynı devam devam ediyor.
  1. Demiradamlar kuzeye saldırmamış ve Kızıl Düğün gerçekleşmemiş olsaydı Kuzey ve Nehirtoprakları bağımsız kalmaya devam edebilir miydi?
Kuzey olabilir ama Nehirtoprakları daha sorunlu. Gerçek doğal sınırlar olmadan, nehirtoprakları her taraftan saldırılara karşı savunmasızdır, bu yüzden tarihleri kan ve kargaşa ile dolu.
  1. Hayranların bulduğu ama sizin o amaçla yazmaya niyetlenmediğiniz en büyük kırmızı ringa balığı (yem) nedir?
Bu söylemek olurdu ama hayranlar, ufacık bir şeyden bile kuram çıkarıyorlar. Zaman zaman bunları bana e-posta atıyorlar.
- Dothraki aslında bir dizi bozkır ve ova kültürünün bir karışımı olarak tasarlandı ... Moğollar ve Hunlar, kesinlikle, ama aynı zamanda Alans, Sioux, Cheyenne ve çeşitli diğer Amerikan kabilelerinin ... saf bir fantazi ile terbiyeli hali. Araplara veya Türklere - orijinal olarak bozkırların atlıları olması haricinde- herhangi bir benzerlik tesadüfidir (bu emmiye biri Hunların da Türk olduğunu söylesin. Neyse). Bununla birlikte, genel olarak, tarihten ilham alırken, ister bireylerden isterse tüm kültürlerden olsun, doğrudan bire bir nakillerden kaçınmaya çalışırım. Robert'ın VIII. Henry veya Edward IV olduğunu söylemek nasıl doğru değilse, Dothrakilerin de Moğol olduğunu söylemek doğru olmaz.
- GRRM; “Ejderhaların Dansı sonunda pek çok uçurum vardı, 6. kitapta bunları çok erken çözeceğim. Kitabı inşa ettiğim iki büyük savaşla açacağım; Buz Savaşı ve Meereen-Köle Körfezi Savaşı ve sonra oradan alıp devam edeceğim.”
- Ned ve Robb’un ölümü... Bu iki karakterin sonunu en başından beri biliyor muydunuz yoksa zaman içinde mi karar verdiniz?
Neredeyse en başından beri biliyordum. Hikayenin büyük vuruşlarını biliyorum; ana karakterlerden kim ölecek, kim yaşayacak... hepsini. Yazım sırasında keşfettiğim çok ayrıntı var, küçük karakterler gibi... Yani ana karakter altı arkadaşıyla bir savaşa girecekse altı arkadaşın hepsine de ne olacağını bilmiyorum, buna yazarken karar veriyorum ama büyük oyuncular, büyük hayatlar ve hayat değiştiren büyük olayları en başından beri planlı.
- Bir çok kişi Jon’u öldürdüğünüzü düşünüyor. Geçmişte Starklara çok kötü şeyler yaptınız ama içimden bir ses Jon hayatta kaldı diyor. Bu konuda yorum yapmak ister misiniz?
[Güler] Bu konuda yorum yapmayacağım.
- Jon, Lord Kumdandan olarak resimden etkili bir şekilde çıkmış olsa da - yaşıyor olsa bile, Sur’un o kış geldiğinde Ötekileri geri tutma şansını sevdiğimden emin değilim. Kış Rüzgarları'nda Sur’un güneyine doğru hareket ettiklerini göreceğimizi varsayabilir miyiz?
Çok fazla şey söylemek istemiyorum ama Kış Rüzgarlarında kesinlikle daha fazla Öteki göreceksiniz.
- Kargaların Ziyafeti ve Ejderhalarla Dansta bölüm başlıkları olarak Kraliçe'nin Eli veya Demir Talip gibi etiketleri kullanmaya başladın, daha önceki ciltlerde ise her zaman Jon veya Ned ya da Arya idi. Bu kimlik sorunlarını keşfetmenin bir yolu mu? Özellikle Arya ve Sansa ve Theon ile tüm kimlikleri değişiyor gibi görünüyor.
Evet, tam olarak amacım bu. Bu kitaplarda birçok kimlik saldırı altında.
- Ortaya çıkan bir diğer tema da – her yerde var ancak ancak Ejderhalarla Dansa son pov’da daha da netleşiyor - taht oyununda oyuncu olduklarını düşünen karakterlerin piyonlardan daha sık olması. Gerçek güç gölgelerdedir. Bu fikri en başından itibaren keşfetmek istediniz mi yoksa hikaye geliştikçe mi ortaya çıktı?
Hangi durumdan bahsettiğinize bağlı. Bu seriye 1991 yılında ilk başladığımda, ne olduğunu gerçekten bilmiyordum. A Game of Thrones'a geldiğimde, ana temaların ne olacağını biliyordum ve bu kesinlikle onlardan biri. Gücün doğası ve gücün kullanımı ve insanların iktidara gelmesi için neler yaptıklarını - ele aldığım en önemli şeylerden bazıları.
Varys’ın 2. kitapta sorduğu kral, rahip, savaşçı bilmecesi buna hitap ediyor. Kim kime itaat ediyor? Asıl güç kimde? Asıl soru bu.
- GRRM, Tyrion karakterini, 1981 yılında Lisa Tuttle ile yazdığı Windhaven isimli kitaptaki bir cümleden ilham aldı; “Bir cüce var, gördüğüm en çirkin adam ama ayrıca en zekisi.”
- GE: Tyrion ve Daenerys, serinin en ünlü iki karakteri...
En popüler iki karakterden biri, ancak bence evrensel olarak en popüler olan ikisi Jon Snow ve Arya. Her karakterin hayranları ve büyük bir iltifat olarak aldığım aleyhte sözler var. Gerçek insanlar hakkında böyle hissederiz; bir kişi onları sever, başka bir kişi onlar tarafından tahrik olur ve başka bir kişi onların sahte olduğunu düşünür. Kurgusal bir karakter yaratıyorsanız ve herkes karakteri seviyorsa veya karakterden nefret ediyorsa, muhtemelen bir karton parçası yaratmış olursunuz.
- GRRM, Kargaların Ziyafeti’nde Brienne’nin asılırken yaptığı seçimin “kılıç” olduğunu doğruladı ve bunu küçük Payne’i kurtarmak için yaptığını da... Yani Podric Payne, hala hayatta.
- Karakterleriniz arasında bir seyahat arkadaşı seçmeniz gerekse kimi seçerdiniz?
Hedefe ve ne yapmak istediğime göre değişir. Eğer sadece gezi, manzara, farklı yerleri görmekle ilgiliyse Tyrion’u yanıma alırdım; asit yorumları (iğneliyici demek istiyor sanırım, söyleşi ispanyolcaydı, ben de otomatik sayfa çevirici kullandım) belli zamanlarda çok iyi olurdu. Daha romantik bir kaçış olacaksa da Daenerys’i alırdım çünkü eğlenceli olmasının yanı sıra çok güzel bir kadın.
- Kim daha seksi? Hayalinizdeki Daenerys mi yoksa Emillia mı?
Gerçek şu ki Emillia çok seksi ama farklılar. Benim için seçmesi zor çünkü ikisini de çok seksi görüyorum. Emillia düşündüğüm karakterin daha yaşlı bir hali. Kitaptaki Dany, cinsellik dünyasına girmiş bir genç kız ile küçük bir kız olma arasında değişiyor. Bazen bir kraliçecilik oynayan bir kız gibi davranırken, bazen de her açıdan tamamen işlevsel bir yetişkin gibi davranır. 23 yaşındaki Emillia 17 yaşında olması gereken (aslında 16) bir karakteri canlandırıyor.
- Westeros’ta ailelerin çok fazla çocuğu var, onları rahatça öldürebilmek için mi? Karakterleri öldürmeyi seviyor musunuz?
Bunu sevmiyorum ama bazen bunu komplo ihtiyaçlarıyla yapmak zorunda kalıyorum. Buna ek olarak ilham aldığım dönem Orta Çağ; o dönemlerde ailelerin şimdikilerden daha fazla çocukları olurdu çünkü kadınlar da çocuklar da sık sık doğumda ölürdü hatta çocuklarınızın ileride fazla yaşamayabileceğinizi bilirisiniz; kimisi erken yaşta kimisi biraz daha ileri yaşta ölürdü. Bu yüzden o dönemlerde çok çocuk olurdu. Ben de, her ne kadar bu bir fantezi de olsa, işime bunu yansıtmaya çalışıyorum, o dönemin şartlarına sadık kalmaya çabalıyorum.
- Yedinci kitabın ismi Kurtların Zamanıydı, bunu neden değiştidiniz?
Bu geçici bir başlıktı; bir isim seçmem istendi ve benim de aklıma ilk Kurtların Çağı ya da Kurtların Zamanı geldi ama hiçbir zaman sevmedim. Bir Bahar Rüyası daha iyi bir başlık.
- Ormanın Çocukları ile Ötekiler arasında göründüğünden daha yakın bir ilişki var mı?
Olabilir, olabilir. Hikaye devam ettikçe gelişecek bir konu, bu yüzden şu an bir şey söylemem (kendi de bilmiyor :D ).
- Jon Arryn’nın ölümünün LF ve Lysa eliyle olduğunu öğrendik, peki Sör Hugh’un ölüm emrini kim verdi? Cersei mi? LF mi?
İkisi de olabilir, kararınıza göre... Ancak bu, sadece bir Gregor olayı olabilir de. O cani ve acımasız biri, birini öldürmek için gerçek bir nedene ihtiyacı yok.
- Doran ve Mellario’un tartışma sebebi çocuklarını uzaklaştırma meselesi yüzünden ise Mellario neden Dorne’u terk etti? (Herkesin merak ettiği bir soru.)
İyi bir evlilik değildi. Yeni ve egzotik bir şeyin cazibesi nedeniyle evlendiler. Bazen cazibe en az beklediğiniz zaman olur. Uzak bir ülkenin prensi idi ve o da hayat dolu, çok çekici, çok farklı bir kültürden gelen bir kadın gibi görünüyordu. Dorne'a geldiğinde, Norvos'tan farklı olan, özellikle de çocukların başkalarına himaye edilmesiyle ilgili geleneklerin olduğunu görür. Bu ne siyasi bir evlilik, ne de büyülü bir evlilikti, sadece insan doğasının bir örneğiydi. Bazen ilişkiler iyi bir temel üzerinde başlar: tanışırsınız, büyük bir cinsel cazibe vardır, bir ilişki kurarsınız, evlenirsiniz ... ve sonra dört veya beş yıl içinde gerçekten ortak bir şeyinizin olmadığını fark edersiniz. Bir hata yaptınız ve yedi krallıktaki gibi boşanmanın yaygın olmadığı bir toplumda kolay çözümü olmayan bir durumdasınız... Bu sadece başarısız olan politik bir evlilik örneği değil, ayrıca aşk evliliklerinin bile başarısız olabileceğinin bir örneğidir.
Bazen Yedi Krallık'taki politik evlilikleri iyi gelir ve aşk için olan evlilikler iyi olmaz. Bazen bir çift birbirini sever ve sonra bir noktada sevmezler. Şehvetten gülüşmeler başka bir şeyden de gelişmeyen evlilikler vardır. İşlerin iyi gideceğine dair bir garanti yoktur ve bunun sonucu, hayal kırıklıklarının gelişmesi ve her insanın kendi yolunda gitmesi için yabancılaşmanızdır. Bu konuda Mellario'dan bir miktar acı var çünkü Dorne Prensi olarak Doran çocuklarıyla birlikte kalabildi ve Mellario, onları terk etmek zorunda kaldı (anladığım kadarıyla Doran, kadının çocukları alıp gitmesine izin vermemiş).
- Kitaplarda, krakenleri derinlerden uyandırabilecek bir boru hakkında hikaye var. Hiç kraken görecek miyiz?
Mümkün soruya şaşırmış görünür
- Ölü ulukurt ve yavrular hakkında... Bunlar eski ilahlardan bir hediye mi yoksa Bloodraven’dan mı? Bazıları ölü kurdun boğazına takılan geyik boynuzunu bir fs olarak görüp Stark-Baratheon çatışmasına işaret kabul ediyor.
Dostum, bu okuyucuların anlaması gereken bir şey. Eğer orada dikkatlice ince bir şekilde çalıştığım bir sembolse, bunun nedeni insanları düşündürmek için fikir verici olmaya çalışıyorum. Eğer görürseniz ve merak etmeye başlarsanız, bu bilerek yapılmıştır. Ama "Bu bir sembol! Bu bir sembol!" diye bağırmayacağım. Her okuyucu kendi okumalı ve sembollerin ne olduğuna ve ne anlama geldiğine kendileri karar vermelidir. Bu, karmaşık bir sanat eserinde yaptığınız işin bir parçasıdır, kasıtlı olarak yapılandırılmış ve nispeten belirsiz olan bir şey, böylece her okuyucu kendi sonuçlarını çıkarabilir.
- Jaqen, Kızıl Tanrı'ya ve başka yerlerde ateş tanrısına atıfta bulunur. R'hllor'dan mı bahsediyor? Arya'nın Yüzsüz Adamlar tarafından eğitildiğini gördüğümüzde, R'hllor onlar için özellikle önemli görünmüyor.
George bir an düşünür Eh, Jaqen’ın onu ne zaman andığına dikkat et; yakın zamanda neredeyse yanıyordu.
- İsyan sırasında neden Davos, Stannis’e yardım etti?
George güler Çünkü soğanı vardı! Ve kendi kendine şöyle düşündü: "Bunları en iyi fiyata nereden satabilirim? Onları King's Landing'e götürürsem bana soğan bedelini ödeyecekler ama onları açlık çeken insanlara götürürsem kesinlikle daha iyi ödeyecekler. "
- Varys ve Illyrio, Prens Doran ve Sör Willem Darry'nin yapmış olduğu nişan sözleşmesinin farkında mıydı? Ve neden Darry veya birisi Viserys'e ölümünden önce bu anlaşmayı söylemedi?
İlk soruya: hayır. İkincisi ise, Viserys karar verildiğinde olgunlaşmamış bir çocuktu ve bu bilgiye hazır değildi.
- Arthur Dayne, asil ve cesur bir şövalye olarak tanıtıldı. Jaime bile dehşete düşerken o nasıl Aerys’in acımasızlıklarını destekleyebildi?
Okumaya devam edin.
- İlk Daenerys, Daemon Blackfyre ve Dorne prensi arasındaki ilişkide neler olduğunu anlatır mısınız?
Daemon ve Daenerys'in aşık olmasına rağmen, kardeşi kral Daeron, sevgi meselelerinden daha çok devlet meseleleriyle ilgiliydi. Dorne ile uzun yıllar mücadele etmiş ve Yedi Krallığa taciz etmelerini engelleyemedikleri gibi onları Yedi Krallığa katamamıştı. Şiddetin başarısız olduğu yerde, belki de evliliğin düşmanlığa son verebileceğini fark etti ve böylece kız kardeşini Dorne prensi ile ittifak kurmak için kullandı. Bu politik bir evlilik, saf ve basit, Dorne ve Yedi Krallık arasında birliği garanti etmek için uygun bir evlilik. Ayrıca, kız kardeşini ki kendisiyle birkaç çatışması olmuş ve bir çok insanın tahtın gerçek sahibi olarak gördüğü piç erkek kardeşi yerine, Dorne prensine vermeyi tercih etti. Bu da Daemon’u ilk Blackfyre Taliplisi olmasına iten bardağı taşıran son damlaydı.
- Ejderhalarla Dansta, Brandon Stark’ın da Robert gibi kadınlara olan ilgisi hakkında daha fazla şey öğreniyoruz. Brandon'ın da piçleri var mıydı?
Brandon'ın çocuk sahibi olmadan önce öldüğünü söylemek abartı olurdu. Kitaplarda bakire olmadığı tespit edilmiştir. Ziyaret ettiği çeşitli yerlerde küçük snowlar bırakmış olabilir ama kesinlikle açık olan, meşru çocukları olmadığıdır.
- Meereen Düğümünün nasıl vuku bulduğunu artık biliyoruz. Asıl sorun neydi? Örneğin, Dany'nin çeşitli karakterlerle tanışma sırası mıydı, yoksa ejderhaları kim, ne zaman ve nasıl almaya çalışacağı mıydı?
Şimdi bir şeyler açıklayabilirim. Pek çok, birçok faktörün bir birleşimiydi: Xaro'dan Dany gemilerini vermek için teklifle başlayalım, reddedilmesi daha sonra Qarth'ın savaş ilanına yol açacaktır. Sonra şehri sakinleştirmek için Daenerys'in evliliği var. Sonra Yunkai ordusunun Meereen kapılarına gelişi var, çeşitli insanların yoluna çıkma sırası var (Tyrion, Quentyn, Victarion, Aegon, Marwyn, vb.) Ve sonra Daario var, bu tehlikeli kiralık kılıç ve Dany'nin onu gerçekten isteyip istemediğine dair bir soru var; salgın var, Drogon'un Meereen'e dönüşü var ...
Bütün bunlar havaya fırlattığım toplardı ve hepsi bağlantılı ve kronolojik olarak iç içe geçmişti. Drogon'un şehre dönüşü, farklı zamanlarda olduğunu keşfettiğim bir şeydi. Örneğin, Quentyn'in Meereen'e gelişinin üç farklı versiyonunu yazdım: biri Dany'nin evliliğinden çok önce geldi, biri daha sonra geldi ve diğeri evlilikten sadece bir gün önce geldi romanda olan da bu Ve bu farklı varış noktalarının diğer karakterlerin hikayelerini nasıl etkilediğini karşılaştırmak ve görmek için üç versiyonu da yazmak zorunda kaldım. Henüz gelmemiş bir karakterin hikayesi de dahil (Sonra da GRRM neden kitapları bitiremiyor, diyoruz :P ).
- Melisandre neden Stannis'i aradı? Onu alevlerinde gördü ve kendi başına aramaya mı karar verdi yoksa kırmızı rahipler adına bir göreve mi başladı? Rahipler tarafından gönderilen Moqorro ile karşılaştırdığınızda, sanki ikincisi gibi görünmüyor.
Haklısın, Melisandre kendi karar verdi, onun kendi gündemi var.
- Ejderha Kayası temelde volkanik bir ada ve bu nedenle, mağaralarına ne kadar derine girerseniz, o kadar sıcak olur ... ama derinliklerinde bu ısıya neden olan eski Valyri büyüsü olabilir mi?
Ejderha Kayası kalesinin nasıl inşa edildiğine ve bazı yapılarında taşın bir şekilde sihirle nasıl şekillendiğine bakarsanız ... evet, hala Valyria büyüsünün mevcut olduğunu söylemek mümkündür( Targların buradaki büyü yüzünden hastalanmadığı, ayrıldıkları için hastalanmaya başladıkları kuramım daha bir güçlendi :) ).
- Neredeyse her zaman birbirleriyle müttefik olmak isteyen aileler arasında evlilikler görüyoruz. Bu bağlam göz önüne alındığında, Tywin Lannister'in evliliğinin ilk kuzenle olması tuhaf görünüyordu ve hatta Tywin'in ne kadar pragmatik ve hırslı olduğunu düşündüğünüzde daha da tuhaf görünüyordu. Yoksa gerçekten bir aşk evliliği miydi?
Aşk olabilir ama ailenin kanını güçlendirmek için başka bir açık sebep var. Targaryenlar bu politikanın en uç örneğidir: sadece kanın saflığını korumak için aile içinde evlenirler ve böylece taht veya ailenin yönetimi için birkaç aday bulundurma probleminden kaçınırsınız. Beş erkek kardeşiniz varsa ve her birinin birkaç çocuğu varsa iki veya üç nesilden sonra kendinizi otuz potansiyel mirasçı ile bulabilirsiniz: Lannister veya Frey adında otuz kişi olabilir ve bu da çatışma üretir çünkü hepsi taht için kalıtsal kavgalara katılacaklar. Güller Savaşı'nın kaynağı budur; Taht için fazla aday, hepsi Edward III'ün torunları. Beş oğlunuz varsa ve bu tür bir problemden kaçınmak istiyorsanız, belki de en büyük oğlunun ilk doğan kızını üçüncü oğlunun çocuğuyla evlenmek o kadar da kötü bir fikir değildir; kavgalardan kaçınırsınız ve kan birleşik kalır, belki de Tywin'in evliliğinin amacı buydu. Belki Lord Tytos'un fikriydi hatta Tywin'in büyükbabasının fikri bile, evlilik ittifakının tam olarak hangi saatte yapıldığına göre...ancak notlarımı kontrol etmem gerekir çünkü hatırlayamıyorum.
- Valyria’yı görme şansımız var mı?
Belki ama kesin değil. Asıl soru geçmişteki mi yoksa şimdiki mi? (yukarıda vardı bu soru, evet. Kasıtlı tekrar ekledim çünkü adamın kafasındakini çözmeye çalışıyorum ama daha çözemedim. :D)
- Jaime, Diyar’ın tarihindeki en iyi kılıç ustalarından biri. Ned harika bir kılıç ustası denemez, daha çok yetkin bir kılıç ustası demek daha doğru olur, onun yeteneği başka yerde yatıyor. O daha çok iyi bir komutandır(ağabeyi iyi bir kılıç ustası).
(Bundan sonra yine bir İspanyolca çevirisi var ve yine oto sayfa çevirisi kullandım. Malum bu dili bilmediğim için olduğu kadar; çoğu genelde iyi çeviri görünüyor ama kelimelerde anlamsız kaçan noktalar vs. olabilir. Çok karmaşık, devrik olan; çeviriden emin olmadıklarımı çıkartıyorum yazıdan çünkü tamamen yanlış bir bilgi de verilmiş olunabilir, emin olamam.)
- İlk kitaplardan herhangi bir şey değiştirmek ister misiniz?
Ahm ... Bekle ... Neyi değiştirmek isterdim? Tyrion Lannister'ın ilk tanıtıldığı sahneyi değiştirmek isteyebilirim;Tyrion'un bir kapının tepesinden atladığı sahne; bu mümkün değil. O zamana kadar, böyle durumu olan insanlar hakkında çok az referansım vardı ve daha sonra fiziksel zorlukları hakkında daha geniş detaylar öğrendim. Yani bu değiştireceğim şeylerden biri.
- Dördüncü kitaptan, 'Peygamber' veya 'Kraken'in Kızı' gibi takma adlarla bazı bölümleri açığa çıkardınız. Bunu neden yapıyorsun?
Eh ... [Gizemli bir gülümsemeyle uzun zamandır düşünüyor] Bence en iyi bilim kurgu ve fantezi yazarlarından Gene Wolfe'yi tanıyor musunuz bilmiyorum.Eserleri bulmaca ve gizemlerle dolu ve söylediklerine çok dikkat etmeniz gerekiyor.Bir gün ona sorduğumu hatırlıyorum: “Bunu neden kullanıyorsun? Bunun ötesinde daha derin bir neden var mı? ”Ve başlangıçta hiçbir şey söylemedi. Sadece ironik bir şekilde gülümsedi ve bana dedi ki: “Bunun ne anlama geldiğini düşünüyorsun?” Ve ona teorilerimi söyledim.Sonra şöyle cevap verdi: “İlginç…” [Gülüyor].Benden kurtulmak istediğin tek şey bu, ama bunun bir kaza olmadığını söylemeliyim [Gülüyor].
- 2012 yılında 400 sayfasını yazmış kitabın ama ancak 200 tanesi tam manası ile bitmiş (son gözden geçirmelerle yani). Bu durumda şimdi sona gelmiştir inşallah. :)
- Kitabın sonunda herkesi memnun etmeyeceğini biliyorsun, değil mi?
Tabii ki bazı hayranlarımı hayal kırıklığına uğratacağım çünkü nihayet tahta çıkacaklar hakkında teoriler yapıyorlar: kim yaşayacak, kim ölecek… ve hatta romantik eşleşmeleri hayal ediyorlar ama bu fenomeni Rick Nelson'ın sözlerini tekrarlayarak yaşadım: “Kimseyi memnun edemezsin, bu yüzden kendini memnun etmelisin”. Bu yüzden son iki kitabı yapabildiğim kadar iyi yazacağım ve okurlarımın büyük çoğunluğunun bundan memnun olacağını düşünüyorum. Herkesi memnun etmeye çalışmak korkunç bir hatadır; Ben okuyucularınızı kızdırmanız gerektiğini söylemiyorum ama sanat bir demokrasi değildir ve asla bir demokrasi olmamalıdır. Bu benim hikayem ve rahatsız olan insanlar dışarı çıkmalı ve kendi hikayelerini yazmalı; okumak istedikleri hikayeleri.
- Hayran forumlarından uzak durmaya çalıştığını çünkü insanların olanları tahmin ettiğinde hikayeyi değiştirme güdüsü devreye giriyor ama onca ipucunu verdikten sonra bunu yapmanın doğru olmayacağını ve bunun hikayeyi de mahvedeceğini bildiğinden bakmamak en iyi seçenek. “Kitabı o kadar ipucuyla doldurduktan sonra değiştirmek beni yalancı yapar, ben yalancı değilim” diyor(Ama karısı giriyormuş forumlara :P ).
- Sen kötü bir yazarsın çünkü birçok ana karakteri öldürüyorsun. Bununla nasıl başa çıkıyorsunuz?
Şey… Okuyucularımın okuduklarına duygusal olarak katılmalarını istiyorum. Uzaktan okumayı sevmiyorum ve onların gerçekten dahil olmalarını istiyorum ve eğer korkunç şeyler olacaksa; Korkmalarını istiyorum. Bunu yapmanın ötesinde herkesin ölebileceğini belirtmek istiyorum. Benimki, kahramanın güvende olduğunu bildiğiniz, diğerleri gibi tahmin edilebilir bir kitap değil. Kahramanın ne kadar sorun yaşarsa yaşasın, karşılaştığı ihtimaller; o gelecek, çünkü o ... o John Carter, o kahraman. Gerçek hayatta böyle değil ve kitaplarımda gerçekçi olmak istiyorum, bu yüzden kimse kitaplarda güvende değil. Bir yazar olarak amacım her zaman güçlü bir kurgu hikayesi yaratmaktı. Okuyucularımın kitaplarımı ve rahat bir koltukta otururken geçirdikleri harika zamanı hatırlamalarını istiyorum.
- Ama Buz ve Ateşin Şarkısı'nın kahramanı kim ?
Bilmiyorum. Herkes kendi hikayesinin kahramanı ... ve bir düzineden fazla bakış açısı karakterim var ve hepsi kahraman …
- Kitaplarınızın bir başka ilginç yanı da bize Kızıl Tanrının alevleri, Yüce Yürek Hayaleti'nin sözleri veya Ölümsüz Evi'nin vizyonları aracılığıyla birçok ipucu vermenizdir…
-Güler- Onlar spoiler mı? Onların ne demek istediğini anlamak için çok dikkatli bir şekilde bakmanız gerekir. Hepsi de göründüğü gibi değil. Kehanetler beklemediğin şekillerde gerçeğe dönüşürler.”
- Elbette bize yardım etmek için verdiğiniz tüm kehanetlere rağmen hikaye çok öngörülemez …
Kehanetler, kabzasız kılıca benzer, çok dikkatli tutmak gerekir.” diyor ve kehanet işinin kitaba ilginçlik katacağına ama çok belirgin bir mana ile yahut çok kolay anlaşılır şekilde bunu yapmak istemeyeceğinden bahsediyor. Kehanet için Güller Savaşında yaşamış bir lordu örnek veriyor. Beyaz Kule’nin altında öleceğine dair bir kehanet duymuş ve ondan sonra o kuleye bir daha yaklaşmamış; savaşta öldürülüyor ve öldüğü yer de o kulenin resminin olduğu yerdir. “Kehanetler beklemediğin şekillerde gerçeğe dönüşürler.” diye bitiriyor. “Kehanetler beklenmedik şekillerde gerçekleşir. Onlardan ne kadar kaçınmaya çalışırsanız, onları o kadar çok gerçeğe dönüştürürsünüz ve ben bununla biraz eğlenirim.”
- Yani her zaman beklentilerimizi hayal kırıklığına uğratmak istiyorsun, değil mi?
Evet, her zaman niyetim buydu: okuyucunun beklentileri ile oynamak. Bir yazar olmadan önce çok iddialı bir okuyucuydum ve hala öyleyim ve çok öngörülebilir grafikleri olan çok sayıda kitap okudum. Bir okuyucu olarak aradığım şey beni memnun eden ve şaşırtan bir kitap. Ne olacağını bilmek istemiyorum. Benim için hikaye anlatımının özü bu ve bu nedenle okuyucularımın artan ateşle sayfaları çevirmelerini istiyorum: sonra ne olacağını bilmek. Çoğunlukla fantezi türünde, kahramana sahip olduğunuz ve o seçilmiş olan birçok beklentisi var ve her zaman onun kaderi tarafından korunuyor. Kitaplarım için istemedim.
- Serinin ismi neden Buz ve Ateşin Şarkısı? Sur ve ejderhalar ve ötesi için mi?
Bu bariz bir şey ama evet, bundan fazlası var. İnsanlar Robert F.’in şiirinden etkilendiğimi söylüyor, doğru. Ateş aşk, tutku, cinsel şevk ve diğer şeylerdir. Buz ihanet, intikam ve buz… biliyorsun, insaniyetsiz bir soğukluk ve kitaptaki diğer şeyler.
- Bana biraz kadın karakterleri hakkında konuş, çünkü onlar çok çeşitli ... Lady Catelyn, Kraliçe Cersei, Asha Greyjoy, Melisandre, Tarth Brienne ...
Şey ... Farklı olmalılar çünkü farklı yaşam deneyimleri olan farklı kadınlar. Tüm kadınların aynı olduğuna inanmıyorum, erkeklerin hepsi aynı değil. Bence “tüm kadınlar… boş olanı dolduruyor” gibi yaptığınız herhangi bir ifade yanlıştır. Bu tür genellemeler sizi her zaman sıkıntıya sokar, bu yüzden kadın karakterlerimi Westeros'un Yedi Krallığı gibi cinsiyetçi ve ataerkil bir toplumda bile büyük çeşitlilikte sunmak istedim. Kadınlar farklı roller ve farklı kişilikler bulabilirler, bu yüzden farklı yeteneklere sahip kadınlar bir toplumda kim olduklarına göre çalışmak için yollar bulabilirler.
- GRRM savaş karşıtı biri ama “mutlak pasifist” biri kesinlikle değil.
submitted by griljedi to asoiaf_tr [link] [comments]


2020.07.03 01:59 Cratix16 Annem Babama Nasıl Verdi Acaba Neler Hissetti! Part 2

annem ''bugün pgibiyatra gidicez oğlum 2 gibi hazır ol.'' dedi. 2 de dilara gönder'in programının başlıycağını eğer izlemessem odamdaki boş cappy kutularının beni yadırgayacağını söyledim. fakat annem oralı olmadı. onu kırmak istemediğimden 1 seferlik ferhat beye görünmeyi kabul ettim. ferhat bey bence benden hoşlanıyor ve bu tüm kargaşanın sebebi bu. beni biraz daha fazla görebilmek için annem ve babamı kullanıyor. onu daha önce görmesem de ona karşı aynı duyguları paylaşamayacağım açık. çünkü pokemon'daki ashten sonra kalbime asla bir erkek almadım. bence bir erkeğin bir erkekten hoşlanması gaylik gibi bir şey.. arada benim de kendimi edward norton, cristiano ronaldo, ankaralı yasemin gibi isimlerle hayal ettiğim olur ama asla bir erkeğe karşı derin duygular beslemem. ferhat beye bunun yanlışlığından bahsetmeye karar verdim ve saat 2'yi beklemeye başladım. bu süre zarfında biraz incide takılmak mantıklı olabilirdi.
not: fight clubın sonundan hiçbir şey anlamamıştım.
saat 2 oldu ve üstümü başımı giyip aşağı indim. annemin kendisine ait bir arabası olmadığından otobüsle pgibiyatrın kliniğinin bulunduğu caddeye gittik. otobüste 70 yaşlarında bir amca sürekli bana bakıyordu. ayakta zor duruyorsun yaşına başına bakmadan neyin peşinde koşuyorsun dedim sessizce. duyan olmadı tabi. kliniğe girdik oç ferhat bizi 15 dakika bekletti. bir görüşme yapıyormuş.. artık ferhat'ın bana duyduğu hislerin gerçekliğine kesin inanıyordum ama ben onla ilgili ne düşünüyordum? bu biraz kafamı karıştırıyordu. sanırım onla ilgili kararımı tipini görünce karar verecektim.o sırada sekreterle hanımla sohbet ettik biraz. bana nasıl olduğumu sordu ben de kız kardeşim merve nin göğüslerinin kendisinin göğüslerinden daha küçük olduğunu belirttim. cevap vermek istemedi.. ama yapabileceğim bir şey yoktu gerçek bu. neyseki ferhat'ın işi bitti ve bizi içeriye çağırdı. acaba nasıl biriydi? ondan hoşlanabilecek miydim? tüm bunlar kafamdan geçerken heyecanla odasının kapısına doğru yöneldim.
not: sekreterin şükran teyzeyle bir alakası olabilir bence.
içeri girdiğimde ferhatın beklediğim kadar yakışıklı olmadığını gördüm. nedenini anlayamasam da buna biraz üzüldüm. ferhat gözlerimin dolduğunu görünce nedenini sordu. lafı değiştirmek için okan bayülgen'in sistem karşıtı durup da nasıl sistemin göbeğinde yer aldığından bahsettim. anlamsızca gülümsedi ve annemin odadan çıkmasını istedi. başbaşa kalmamız için elinden geleni yapmıştı. fakat onla olamayacağımızı uygun bir dille belirtmem gerekiyordu. bana biraz kendinden bahset deyince bunu fırsat bildim ve gay olmadığımı belirttim. yine gülümsedi.. bu adamda bir şeyler vardı. şükran teyze ya da mehmet amcayla bir ilgisi olabileceğini düşündüm. fakat ciddi olmam gerekiyordu. karşımda bir bilim insanı vardı. kardeşimin 12 yaşına gelmiş olmasına rağmen göğüslerinin neden gelişmediğini sordum. bunu neden merak ettiğimi sorunca ömer çelakılın saçlarından söz ederek lafı karıştırdım. bildiğiniz gibi arada böyle zekiliklerim vardır. daha sonra doktor çok ileri gitti. annenle ilgili ne düşünüyorsun? diye sorunca sanane annemden oç dedim ve kapıyı çarpıp koşarak uzaklaştım. salak annem arkamdan bağırarak koşturmaya başladı. ilişkilerinin açık vermesinden rahatsız olmuş olmalı. ben de diyorum babamın tokmakladığı yok yanan amını nasıl serinletiyor bu kadın?
not: babam ömer çelakıl'a boş değil.
o caddede bir park var gittim orda bir banka oturdum. annem peşimden geldi hemen. noldu evladım? dedim. şefkatli tavrından cesaret bulup anne madem bir ilişkin var neden bana bahsetmiyorsun? böyle şeyler tabi olucak, amın var, alımlısın dedim. sokağın ortasında rezillik çıkarttırma bana yürü eve diyor. merak etme annecim benim için önemli olan senin yalan söylememen dedim. sevecen tavrım onu rahatlatmış olmalı ki hiç cevap vermedi. eve gidene kadar konuşmadı. eve gidince sanırım pgibiyatrdan kaçtığımı babama anlatmış. emektar oklavayla çıktı yukarı oç. hayır oklava, sopa, levye türü bir şey kullanmasa da dövebiliyor zaten beni. neden desteğe ihtiyaç duyuyor anlamıyorum. aç kapıyı dedi prensip gereği kuala lumpur'un nerenin başkenti olduğunu sordum. aç kapıyı gibtirme kafanı diye bağırdı. fakat taviz veremezdim. hep böyle yapıyor amk sorumu cevaplamadan odaya girmeye çalışıyor. hala prensiplerime, ritüellerime saygı duymuyor. senin ecdanını gibiyim deyip uzaklaştı. insanın kendi ecdadına küfredebilmesi takdir edilesi bir durum. bu yüzden 1 saniye kapıyı açsam mı diye düşündüm fakat dayak yemeyi göze alamazdım.
not: babamın arabasındaki levyeden annemin haberi var mı acaba?
yeterli eti cinim ve cappy'm olduğundan odadan çıkmak ve dayak yemek zorunda değildim. sabaha kadar incide takıldıktan sonra sabah 5 gibi merve'nin oda kapısının yanına gittim. halini hatrını sordum fakat cevap vermedi. bu evde herkes bana karşı zaten.. kapıyı sessizce tıklattım. merve uyuyordu sanırım. sabah 5'te mastürbasyon yapamayacağına emin olduğumdan ısrarcı oldum ve uyanması için yaklaşık 10 dakika kapıyı vurmaya devam ettim. neyse ki babam ayısı uyanmadı. merve açtı kapıyı günaydın demeden defol dedi. bu kıza ben naptım da bana böyle davranıyor anlamadım. herkesten çok onu düşünüyorum oysa. kırmızı ojelerini alabilir miyim? dedim napacaksın? diyor amk. oje napılır arkaüme sokucam dedim içimden. fakat dıştan söylemedim çünkü merve böyle kötü ifadelerden etkileniyor. neyse bir an önce ojeyi vermesi gerektiğini yoksa gitmeyeceğimi söyleyince çaresiz ojeyi getirdi. mehmet coşkundenizi hiç yatağında hayal ediyor musun? diye sordum ve cevabını beklemeden uzaklaştım. sanırım cevap da vermek istemiyordu. odama çıkıp kırmızı ojelerle burun deliklerimi boyadıktan sonra biraz uyumaya çalıştım. başlarda burnumu biraz rahatsız ediyor ama o halde uyuyunca uykumu daha iyi aldığımı hissediyorum.
not: ela, mehmet coşkundeniz'e vermezdi bence.
sabah erken kalkıp duşa girdim. duşta aklıma ela geldi ve ne zamandır görüşmediğimizi farkettim. uyanınca her zamanki gibi annemin çiçekli bornozunu aldım ve elaların kapısını çaldım. kapıyı yine oç mehmet amca açtı. neden ben gelince kapıyı hep bu herif açıyor anlamıyorum. oğlum bu ne hal? dedi. ıslak bedenimi annemin çiçekli bornozunun sarmasından keyif aldığımı söyledim ve ela evde mi? diye sordum. napacaksın ela'yı? dedi. niyetimi yanlış anlamaması için tiger woods'un bir golften bu kadar parayı nasıl kırdığını merak ettiğimi ve bunu ela'yla tartışmak istediğimi belirttim. böyle zekiliklerim vardır. lafı bir anda istediğim yere çeker, karşı tarafı şaşırtırım. ela yok evde oğlum sen de git üstüne başına adam akıllı şeyler giy dedi. sanırım mehmet amca beni pek sevmiyor. hep ters bana karşı davranışları.. neyse ona karşı olgun davranmaya karar verdim ve eve girdim. annem ve merve kahvaltı yapıyorlardı. yanlarına gidip merve'ye siyah kilotlu çorabın çok yakıştığını söyledim. annem allah senin cezanı versin bu ne kılık? diye bağırdı. amk sanki ilk defa görüyor. her defasında ne bu aşırı tepki.. merve ile bir an göz göze geldik, fakat gözlerini kaçırdı. fakat önce üstümü değiştirmem gerekiyordu. sıra ona da gelecekti.
not: duşta bazen mehmet amcayı düşünüyorum.
akşama kadar odamda incide takıldım. akşam olunca babam geldi. odamdan hiç çıkmadım çünkü bu ara bana karşı sinirli pgibiyatra gitmediğimden dolayı. bu yüzden merve gelene kadar odamdan çıkmadım. kapı sesini duyunca fırladım hemen karşıladım kardeşimi. her zamanki gibi kezban eteği ve boğazına kadar ilikli okul gömleği üzerindeydi. hayır anlamıyorum 12 yaşına gelmişsin artık çocuk da değilsin. insan neden göğüslerini sergilemez? bacaklarının dolgunluğuyla sınıf erkeklerinin dikkatini çekmez? güzel de kız. neden böyle davrandığını anlamıyorum. yemeğini yemeden babamın salonda olmasını fırsat bilip merve'yi yanıma çağırdım. bacak aranı tıraşlıyor musun? diye sordum. abi bak çağırırım babamı diyor. beni böyle tehdit edince çok sinirlendim ve babamın da duyabileceği tonda bir yüksek sesle sen ne biçim insansın? bir kadın kendini bozacak erkeğe bedenini hazırlamaz mı? hadi beni eziyorsun, amını ıslatacak adama da mı saygın yok? dedim. genel anlamda tutarlı ve bilinçli bir insan olsam da arada böyle fevri çıkışlarım oluyor. babam muallaksi fırladı salondan ''öldürücem bu çocuğu kaçarı yok.'' diye üzerime gelmeye başladı. yumruğu yeyince kafamı duvara vurdum. sen nasıl insansın baba? insan bu kadar mı ilgisiz olur evladının sevgi, arkaüne, göğüslerine? dedim. mutfağa bıçağa sarılmaya koştu. durumun ciddileştiğini farkedince hemen odama çıktım ve kapıyı kilitledim. yerli yersiz sinirleniyor iyice yaşlandı artık bu adam amk.
not: merve bazen evin içinde şortla geziyor.
ertesi gün annemin gün arkadaşı hatice teyze bizdeydi. eteği dizinin 2 karış altında olduğundan sadece ayakları ve ayak bileği görünüyor hep. ve bu onu çok çekici yapıyor bence.. bunu kendisine de söylemek için aşağı indim. salona girince annem yüzünü astı, hatice teyze nasılsın oğlum? dedi. konuya hemen giriş yapıp düzeysiz görünmemek için üniversitedeki kızının nasıl olduğunu sordum. çok iyi sağol dedi. tutamadım kendimi üniversite ortamı da iyidir haaaa deyip pis pis gülümsedim. annem gitmemi işaret edince kafamdaki konuya sonra giriş yapmaya karar verdim. hınzır bir adamım açıkçası.. biraz zeki olduğumdan kafamdan çok fazla düşünce geçiyor ve söylemeden edemiyorum çoğu zaman. bu tespitlerim gelen misafirleri/arkadaşları/akrabaları memnun etse de sebebini anlayamadığım bir şekilde ailem çok rahatsız oluyor.o da onların bana karşı besledikleri ön yargı ve kin duygusuyla alakalı sanırım. neyse o gün kafamda daha önemli bir mesele vardı ve bu annemle konuşulacak dert değildi. o yüzden dolaptan biraz mandalina çalıp odama çekilmeli, babamı beklemeliydim. mandalinaları zulaladıktan sonra zaman geçirmek için biraz inci'ye girdim.
not: hatice teyzenin kızı ferhat'ın eski sevgilisi galiba.
inci'de ateistlere dinci gibi görünüp, dincilere ateist gibi görünüp yaklaşık 38 kavgaya karıştıktan sonra babamın sesini duydum. apar topar inip baba ciddi bir meselem var konuşmamız lazım dedim. senin ne ciddi meselen olur lan puşt? gibi seviyesiz bir cevap verdi. şu adam 2 dakika insan olamıyor. ayaküstü olmaz gel benim odamda konuşalım dedim. odam kilot koktuğundan gelmek istemedi ve salona yöneldik. bak baba dedim, aramızda hır da çıksa, kavga da olsa sen benim babamsın. seni severim.. dedim. ee? dedi yine gibik bir ifadeyle. adam tam bir oç. hayır babaannemi tanımasam haksızlık mı ediyorum lan acaba? diyecem ama eminim amk tam bir oç. bak baba dedim kulaklarını iyi aç şimdi söyleyeceklerimi iyi dinle.. dinliyorum oğlum dedi. beni çok rahatsız eden bir mevzu var dedim. he söyle söyleyeceksen diyor oç. baba dedim dün gazete okuyordum selena gomez adlı bir kızın fotoğrafı vardı. kız 11 yaşında ünlü olmuş ve o zaman da gayet sexymiş. benim kardeşim 12 yaşında ne zaman sütyen giyecek bu çocuk baba? gözüme uyku girmiyor dedim. tam ''girmiyor'' derken elindeki çayı üzerime fırlattı oç. yandı her yerim amk.. gibiyim senin gibi babayı artık dövemezsin beni dedim ve tokadını savurup odama çıktım. göğüs bölgem çok acıyordu amk.. zaten bu babamın 2 şeyle derdi var. biri ben diğeri de kız kardeşimin göğüsleri. hasta oç 2 dakika mantıklı olamıyor.
not: kız kardeşim inci sözlüğü biliyor mu acaba?
sabah kalktım ve 2. kata, firuze teyzelere indim. mevsimler nasıl oluşur? diye sordum, cevap veremedi. çabuk pakize suda soruyor mevsimler nasıl oluşur? dedim. oğlum git sabah sabah diyor.. manyak mıdır nedir amk. insan gibi bir şey soruyoruz neyin havasındasın? şükran teyze kocanla yatıyor diye sinirliysen git hıncını ondan al bana niye patlıyorsun? neyse indim bahçeye baktım ziyalar yok tekrar yukarı çıktım. bahçe dışına tek başıma çıkmama ailem pek sıcak bakmıyor. beni düşünerek böyle söylediklerini bildiğimden ben de pek diretmiyorum bu konuda. neyse odama çıkınca eti cinlerimin bittiğini farkettim ve babamı uyandırmaya karar verdim. ''salim kalk bak kaç oldu.'' dedim belki annem sanır da hemen uyanır diye. arada böyle zekiliklerim vardır. insanları aklımın labirentine sokar, orada kaybolmalarını sağlarım. baktım uyanmıyor kelinden öptüm ve baba uyan eti cinlerim bitmiş dedim. bu kez açtı gözlerini ne var oğlum? diyor. 40 kere mi söyleyecez bir şeyi amk. eti cinlerim bitmiş baba kalk al da gel dedim. hamalın mıyım lan oç? bu saat ne? 7 buçukta adam mı kaldırılır? diyor. amk bütün derdi benle muallaknin. mutlu olmayım diye elinden geleni yapıyor.
not: mehmet amca firuze teyzeye neden bu kadar soğuk bir türlü anlamıyorum.
neyse gittim odama merve'nin sınıf arkadaşlarının facebook profillerine baktım. ne paylaştılarsa beğenip, duvarlarına sinan erdem spor salonunun fotoğraflarını attım. biraz da incide hassas konularda provakatif başlıklar açıp ilgiyi üzerime çektikten sonra merve'yi uyandırmaya gittim. kapıya hiç yüz vermedim ki tavrımı anlasın. yaklaşık 10 dakika tıklattım açmadı bu kez. göğüslerinin en çok günün bu saatlerinde geliştiğini bildiğimden fazla üstelemedim ve ne zamandır üzerinde çalıştığım bir fikri eyleme geçirme kararı aldım. yerel disk (c:)> windows > help > mui klasöründe sakladığım annemin 2004 kemer tatili fotoğraflarını yazıcıdan çıkarttım. normal fotoğrafları cama, bikinili olanları apartmanın girişine astım. amk 3. kattaki adını hatırlayamadığım oç geldi tam o sırada. oğlum napıyorsun sen? bunlar ne? annen mi o? falan gibilerinden birkaç laf etti. sanane annemden ne biçim konuşuyon oç dedim ve hızla uzaklaştım. o gittikten 5 dakika sonra inip kontrol ettim resimler yerlerinde duruyordu. konuşacağı lafı seçemeyen bir adam olsa da emeğe saygısı varmış, takdir ettim. neyse aşağıyı kontrol ettikten sonra odama çıkıp bir cappy açtım ve olacakları beklemeye başladım. fakat oç babam eti cinlerimi almadığından karnım çok açtı. aşağı odaya inip bu sefer annemi uyandırmak mantıklı olabilirdi. ''anne irfan değirmenci ile günaydın türkiye'ye sormak istediğin bir soru var mı?'' dedim, sesi çıkmadı. amk bu evde niye kimse adamdan saymıyor beni.
not: irfan değirmenci annemin bir arkadaşının sınıf arkadaşıymış.
neyse ki yarım saat sonra annem kalktı da bir şeyler hazırladı. çok nadir onlarla aynı sofraya otururum ama bu kez çok açtım yapacak bir şey yoktu. kahvaltıdan sonra odama çıkıp saba tümer'in bugünki konuklarını merak etmeye başladım. tadı çıksın diye 15 dakika tv yi açmadım ama en sonunda dayanamadım. tv sıktıktan sonra youtube'a girip enrique iglesias'ın hero klibinin url sini ezberledim. ben ezberimi pekiştirmeye çalışırken kapımız çalındı. koştum ben açtım gelen oç 1. katmış. unuttum adını muazzez mi ayşe mi ne öyle bir ismi vardı kadının. oğlum annen evde mi? dedi. normalde bu tip soruları hoş karşılamam ama sabır gösterip noldu? diye sordum. o resimleri kaldırdım da sen asmışsın belli ki, annenle konuşmam gerekiyor dedi. ayıp zeliha teyze bu saatte insan rahatsız edilir mi? deyip kapıyı kapatmaya yeltendim. ama annem sanırım duymuş konuştuklarımızı ne resimleri, ne oldu? diye yanımıza geldi. ben olayın nereye varacağını anlamıştım. böyle zekiliklerim vardır. geleceği insanlardan önce öngörüp ona göre tedbirimi alırım. buna çok şaşırırlar. odama sıvıştıktan sonra annemin bana bağırdığını duydum ama ne dediği anlaşılmıyordu. şimdi bir de 1. kattaki kadın çıktı amk. ona ne yaptım? o niye şimdi kuyumu kazmaya çalışıyor? anlamış değilim. sesten babamın uyanması an meselesiydi. merve uyanmazdı herhalde çünkü göğüsleri gelişiyordu.
not: i can be your herooooooo, baabbbbyyyyyyyy
babam uyandı ve olayı duyar duymaz merdivenleri ikişer ikişer çıkarak odama geldi. adama kilo verdiricem amk.. lan şerefsiz, lan ahlaksız yine mi yaptın lan? seni bela mı gönderdi allah lan? falan gibi 1-2 laf ederek yumruğu suratıma yerleştirdi. kapıyı kitlemeyi akıl edemeyen beynimi gibiyim. yerde 1-2 dakika tekmeledikten sonra kündeye geçip 3 puan da oradan çıkardı. baba sessiz ol merve'nin göğüsleri büyüyüor dedim ama dinleyen kim amk. verdi veriştirdi.. annem geldi de ayırdı allahtan. durum bu kez ağırdı biraz.. sol gözümü açamıyordum bu babam tam bir oç. ben uyardım amk yaparım dedim anlamadınız. sinyallerini vermiştim bunun. kalk dedi gibtir olup gidiyorsun bu evden. gibtir falan ne biçim konuşuyon baba? deyip konuyu dağıtmaya çalıştım. arada böyle zekiliklerim vardır. beklenmeyen anda beklenmeyen tepkiler vererek karşıdakinin beynini ikileme düşürür, durumdan faydalanırım. fakat bu kez işe yaramadı. kalk gidiyorsun falan dedi tutuyor kolumdan oç. eti cin almassan gitmem deyip dışarıda kalacağım sürenin erzağını garanti almaya çalıştım fakat eticinini giberim diye karşılık verdi. kolumdan tuttu apartman bahçesinin dış kapısına kadar sürükledi oç millet bize bakıyor. o sırada millet beni teorik devrimci sansın da rezil olmayım diye ''baskılar bizi yıldıramaz.'' sloganı attım. dediğim gibi böyle zekiliklerim vardır. insanlara durumun aslında göründüğü gibi olmadığını anlatıp onların kafalarını karıştırırım. bu onları şaşırtır. babam bahçe kapısını da kapattı. bu kez gelmeyeceksin bir daha dedi. çok duyduk amk haziranın ortasında merve duş alırken banyo kapısını kırdım diye de atmıştı evden. yer miyiz biz? yemeyiz. geçiririm 1 gün bahçede nolacak amk dedim. tek sorun eti cin yetersizliğiydi.
not: ela teorik devrimcilerden hoşlanıyorsa bu iş ekmeğime yağ sürdü.
günü bahçede geçireceğim belliydi. babamın siniri kolay kolay geçecek gibi görünmüyordu. durumu kabullenip merdivenlerin başında beklemeye başladım. 1-2 saat sonra ela geçti önümden. merhaba ela dedim, noldu napıyorsun burda? dedi. bu konu onurumu incittiğinden spiritüalizmin ve ona inanan insanların gereksizliğinden bahsederek konuyu dağıttım. bilirsiniz vardır böyle zekiliklerim. ben anlamıyorum seni dedi arkasını döndü ve yürümeye devam etti. arkasından fatih ürek ve sahrap soysal hafta içi her gün “8 numarada şenlik var!” diyor… tv8 diye bağırdım. ses etmedi.. yukarı çıkmaya cesaret edemiyordum. bugünlük biraz beklemeli babamın sinirinin geçmesini beklemeliydim. firuze teyze geldi al oğlum çorba yaptım sana da getirdim dedi. eti cin var mı? diye sordum yokmuş. tamam teşekkür ederim firuze teyze dedim. hah oğlum şöyle konuşsan herkes çok sever seni diyor, yüz buldu oç. yine de kabalık etmeyip konuyu değiştirmeye çalıştım. mustafa karadeniz yıllardır bıkmadı di mi saçma sapan kamera şakaları yapmaktan? dedim, cevap vermedi. fakat gitmesi gerektiğini anlamıştı. ben de çorbaya yumuldum. bitirince de kapısının önüne bıraktım tepsiyi.
not: mustafa karadeniz'in orta dişi çürük.
öğlene doğru hava biraz ısındı da işim kolaylaştı amk. oç babamdan ses seda yok.. gelse almaya çalışsa gönlümü affederim ha, kızgınlığım da geçti. ama cesaret edemiyor olabileceğini düşünüp akşamı beklemeyi tercih ettim. bir baktım merve geliyor, okul kıyafetleriyle. saat de öğlen olduğuna göre kesin okula gidiyor bu dedim. böyle zekiliklerim vardır. ilk bakışta görülemeyecek şeyleri herkesden önce farkeder, ona göre pozisyon alırım. neyse baktım etek yine bileklere kadar amk.. merve sizin okulun çıkışında jöleli dik saçlı yakışıklı çocuklar bekliyor mu? dedim. yok abi dedi.. oha amk nasıl okul ora? bir ara gelip hocalarınla ve nöbetçi öğrenciyle görüşmem lazım dedim. niye beklesinler abi? ne diyorsun sen? falan dedi amk gerizekalı bu kız bir gibten çakmıyor. bak dedim eğer öyle çocuklarla karşılaşırsan onlara taqıl hayatını yaşa xd dedim. xd ne abi diyor sonra bana mal derler. şunu arkaürsünler doktora amk. mağarada yaşıyor sanki.. lafın bir yere varmayacağını anladığımdan konuyu bağlamak için sporda şiddet yasasından rahatsız mısın? dedim. off abi gidiyorum ben dedi. farkında olmadan tartışmayı istedğim noktaya getirdim. böyle zekiliklerim vardır.
not: nöbetçi öğrenci ile aziz yıldırım tanışıyorlar... eminim.
  1. katın bankacı büyük kızı indi merdivenlerden. baktım fular takmış. edit: imla dedim bir gib anlamadı amk. ironiden anlamayan nesle aşina değilim dedim, hala takmadı amk yürümeye devam ediyor. bugün de herkes garip diye düşünmeye başladım içimden. oturmuş önder açıkbaş'ın nasıl ünlü olduğunu düşünürken şükran teyze'nin salon camlarını silmekte olduğunu farkettim. seslenmeden dikkatini çekmeli, cool görünmeliydim. çocukluğumdan beri üzerinde çalıştığım ankaralı yasemin dans figürlerini sergilemeye başladım. böyle zekiliklerim vardır bildiğiniz gibi. dikkatini çekmeyi başarmıştım. oğlum napıyorsun, açlığın var mı? dedi. anne şefkati göstererek bacaklarını izlememe engel olamassın dedim. girdi içeri.. hepten sıkılmaya başlamıştım amk. babamdan da ses seda yok. bari 1. kata çıkıyım da eti cin'i var mı soruyum dedim. babamın msn'den görüştüğünü kadın açtı kapıyı.. eti cininiz var mı dedim? bir şaşırdı, yok dedi. babama söyleseniz de beni eve alsa keşke, sizi dinler dedim. oğlum bak git.. annene söylerim söylediklerini, rahatsız etme beni dedi. annemi karıştırma oç deyip bahçeye kaçtım.
not: 1. kattaki kadın babamı mehmet amcayla aldatıyor olabilir.
neyse amk hava karardı da oç babam daha fazla dayanamayıp indi aşağıya. utandırmamak için o bir şey söylemeden tamam geliyorum dedim. çıktım yukarı baktım annem çorba yapmış, yumuldum sofraya. sonra odama çıkıp inci'ye girdim. birkaç provokatif başlık açıp, biraz illüminatiden bahsettikten sonra tetrisin başına oturdum. babam geldi o sırada kapıyı tıklattı. kill bill 3'ün vizyon tarihini sordum, bilemeyince almadım içeri. ne halin varsa gör amk deyip aşağı indi. onun salona girdiğinden emin olduktan sonra sessizce aşağı inip merve'nin odasına gittim. kapıya önder açıkbaş'ın nasıl ünlü olduğunu sordum, cevab veremedi. merve sesimi duymuş olacak ki açtı kapıyı. buyur abi ne var? dedi. önemli'in facede paylaştığını gördün mü koptum * dedim. abi önemli de mi ekli sende? diyerek konuyu değiştirmeye çalıştı. merve hala abisinin kim olduğnu anlayamamış. yemedim tabiki.. böyle zekiliklerim vardır. benim silahlarımı bana karşı kullananların cezasını aklımla veririm. önemli'in babasıyla annem tanışıyor mu? dedim. yok nereden tanışsınlar diyor. bu annem çok fena kadın. kızı da tembihlemiş amk ağzından laf alınmıyor.
not: illüminati ve önemli'in babası annemin peşinde olabilir.
gittim anneme dedim anne bugün 1. kattaki kadına gittim. ne diller döktü babamla msnde görüştüklerini sana söylememem için dedim. ne olursa olsun o benim annem. bilmeye hakkı var.. saçmalama oğlum git başımdan diyor amk. bu kadın ağır gerizekalı. neyse üstelemeyip yarın alışverişe gitmemiz lazım anne dedim. niye? dedi. cevap vermemek için bugün ne giysem'in program müziğini mırıldanmaya başladım. böyle zekiliklerim vardır. tartışma istemediğim noktalara kayınca aklımla olaya müdahil olur, işleri yoluna sokarım. neyse yarın gidicem ben gelirsen 1 buçuk gibi hazır ol dedi. bir şey söylemeden gidiyor görünmemek için ''kim, kiminle, nerede, ne zaman ve nasıl yakalandı? ünlüler dünyasından çok özel haberler, flaş gelişmeler, müthiş ayrıntılar! meral kaplan'ın sunduğu "süper kulüp" pazar 23.30'da fox'ta!'' diye bağırdım ve koşarak odama çıktım. eti cinim yoktu, inci de sıkıyordu. ben de uykum gelene kadar oturup rasim ozan kütahyalı'nın ne gibime derman olduğunu düşünmeye başladım.
not: meral kaplan ve barbaros şansal tanışıyorlar.
eve gittiğimizde merve'nin okuldan geldiğini gördüm. çünkü kapıyı bize o açtı. nasılsın merve? dedim. iyi abi dedi. bana nasıl olduğumu sormayacak mısın? dedim. öğrensin böyle şeyleri amk.. kaç yaşına geldi hala adama hal hatır sormayı bilmiyor. of peki abi nasılsın? dedi neyseki. filistin gibiyim işte... biraz sürgün, biraz yaralı, hep endişeli. dedim. cevabım onu etkilemiş olacak ki gözleri doldu, bir yutkundu sanki. arkasını dönüp gidiyordu ki gergin atmosferi dağıtmak için gel dedim bak sana ne hediyeler aldım. aman abi istemiyorum diyerek odasına yöneldi. görgüsüz bu kız.. babamdan korkuyor herhalde. geçen sene doğum gününde merve'ye sigara tabakası, çakmak ve permatik aldığımdan beri kıza hediye almamı yasaklamıştı oç. ama duramadım işte.. hemen koşarak kapıyı kapatmasına izin vermedim ve araya ayağımı koydum. böyle çevikliklerim vardır. beklenmeyen anda 1-2 adım hızlı atarak insanlardan öne geçerim. dur dedim hele bir gör hediyeleri.. istemiyorum abi dedi. kızım görgüsüzlük yapma bakmazsan birkaç sorumu cevaplamak zorundasın deyince aldı içeri. o sıra kapı bir şey diyecek oldu, daha önemli bir meseleyle meşgul olduğumdan cevap vermedim. neyse ayşin shoptan aldığım her renkten, her zevkten hanımlara uygun 8 çeşit sütyeni çıkardım poşetlerinden. abi bunlar ne? sen nasıl bir manyaksın? diyor amk. benle eddie murphy dublajı gibi konuşma patlatırım ağzına dedim. abi sanane benim göğsümden, sütyenimden yeter diye bağırıyor kevaşe. bak dedim her rengi, çeşidi var. seni düşündük aldık ayıp ediyorsun dedim, bağırmaya başladı. annem ne var yine? diyerek odaya yönelince kapı çabuk kitlen, kapı hadi, kapı nolur dedim. oç beni dinlemedi, annem içeri girdi kovdu beni odadan. bu kapı da ayrı bir alıngan oldu amk. herkes bir garip.. 2 dakika daha önemli meselemiz vardı cevap veremedik oç neyin tribindesin? herkes bana karşı zaten. neyse çaresiz odama çıktım.
not: ayşin shoptaki kızla kavga ettiğime de değmedi amk.
submitted by Cratix16 to kopyamakarna [link] [comments]


2020.06.24 05:22 StannisinNokeri MAHZEN MEZARLAR

"Sen gidebilirsin." Dedi Rickon. Kahya elindeki mumu Rickon'a uzattı ve hızlı adımlarla kapıdan dışarıya çıktı. Rickon adeta fısıldayarak konuşmuştu ama sesi,ıssız ve boş mezarlığın içerisinde yankılanmıştı. Uzun,boş koridorlara doğru baktı ve yavaş adımlarla mezarlığın içerisine doğru ilerlemeye başladı. Attığı her adımda elindeki mum titriyor,bastığı her yerden tozlar yükseliyordu.
Çocukluğundan beri Mahzen Mezarları sevmemişti,neden sevmeliydi ki ? Orada yatan hiç kimseyi hayatında görmemişti. "Onlar sadece benim atalarım,daha fazlası değiller." Demişti kendi kendine. Ama artık Mahzen Mezarlar eskisi gibi değildi,Rickon'un yüzünü buruk bir ifade aldı,artık oraya gitmek için bir sebebi vardı.
Yavaş adımlarla ilerlerken "İçerisi çok karanlık" diye düşündü. İlerledikçe elindeki mum aydınlatma için yeterli olmuyordu. Merdivenlerden döne döne aşşağı indi ve nihayetinde aradığı yere gelmişti, Kadim Kış Kralları,Rickon'un karşısında duruyordu. Ayaklarının dibinde taştan kurtlar, kucaklarında kılıçlarıyla tahtlarında oturuyorlardı. "Burada olmamdan memnun değiller." Diye düşündü. "Beni izliyorlar,beni hoş karşılamıyorlar." İlerlemeye devam ettikçe,mezarları kaplayan mum azalıyor, taştan heykeller git gide gerçeğe dönüşüyordu. Her Kral,kendisinden bir önceki Kral'dan daha sinirli bir şekilde Rickon'u izliyordu. Rickon onların bakışlarından rahatsız olmuştu,belki bir çok yürekli insan bu mahzen mezarlarda korkardı ama korku Rickon'a göre değildi. Korku duygusu Rickon'un çok küçük yaşta kaybettiği ve bir daha asla bulamadığı bir şeydi.
Rickon birkaç adım daha attı ve karşısında babasını buldu. Babası bir an için taştan değildi,ona bakıyor ve gülümsüyordu. Gözlerini ovuşturduğunda babası tekrardan taşa dönmüştü. Heykel ilk yapıldığında Rickon;babama benzemiyor diye düşünmüştü. Ama heykeli mahzen mezarlar içerisinde o halde görünce emin oldu,bu gerçekten babam diye düşündü. Başı dönmeye ve midesi bulanmaya başlamıştı,dengesini kaybetti ve yere düştü. Heykele tekrar baktığında,babası ona gülümsüyor ve onunla konuşuyordu. Söylenenleri anlamak için uğraştı ama babası farklı bir dilde konuşuyordu. Babasının sadece son cümlesini anlayabildi, "Seni sevdim Rickon". Kalbine bir hançer saplanmış gibi hissediyordu,gözyaşları birer birer yanağından akmaya başlamıştı ve daha sonrasında gözyaşları adeta sel olmuştu. Rickon her zaman duygusal bir kişiliğe sahipti ama bu kişiliğini çok iyi gizlemişti. "Beni kimse izlemiyor,burada ağlayabilirim" demişti kendi kendine. Ama yanıldığını fark etti. Rickon yerde kıvranmış,küçük bir çocuk gibi ağlıyorken,tüm Kış Kralları ve Stark Lord'ları onu izliyordu. Bunu hissediyordu,bunu biliyordu. Kimisi onunla alay ederken,kimisi ona acıyordu. Kimisi ona küçümseyen gözlerle bakarken,kimisi ona şevkatle bakıyordu. Yanan muma baktı,mum sönmek üzereydi. Gözleri yavaş yavaş kapandı ve babasının dizlerinin dibinde uyuya kaldı.
Rüyasında Winterfell'deki odasındaydı. Ondan önce gelen tüm Stark Lordları bi zamanlar bu odada uyumuştu. Zırhı Rickon'un üzerindeydi. Sırtında devasa bir kürk vardı. Omuz ve kollar demir plakadandı fakat zırhın gerisi deri zırhtan oluşuyordu. Tam göğüs hizasında bir Ulukurt işlemesi bulunuyordu. Kışyarı çoğunlukla sessiz bir kaleydi, ama o gün avluda inanılmaz bir gürültü vardı. Rickon avluya çıktığında kale duvarlarının olmadığını ve her tarafın buzla kaplandığını fark etti. Avluda bugüne kadar yaşamış olan tüm Kış Kralları ve Stark Lordları duruyordu. Kimisi kılıcını bilerken,kimisi Ulukurtuyla ilgileniyordu. Gözleri bir an babası Brandon'u aradı,ama o an derin bir sessizlik oluştu. Rickon'u gören tüm Krallar bir bir diz çökmeye başladı. Kısa bir an sonunda tarih boyunca yaşamış olan tüm Kış Kralları ve Stark Lordları Rickon'un karşısında diz çökmüştü. Buz'u kınından çekti ve eliyle ayağa kalkmaları için işaret verdi ve hepsi aynı anda ayağa kalktı. Ardından tüm Krallar ve Lordlar birer birer başıyla Rickon'u selamlayıp,Mahzen Mezarlar'ın merdivenlerini inmeye başladı. Kurtlarda onlarla beraber aşağıya iniyordu. Ve çok kısa bir süre sonunda lordların tamamı aşağıya inmişti. Kışyarı yeniden eski sessizliğine kavuşmuştu. Kendisini bir anda kalenin avlusunda buldu. Kılıcı Buz'u avludaki buzula sapladı ve buzullar çatırdamaya başladı. Tüm buz parçaları,Rickon'un Kadim Kılıcı Buz tarafından yok ediliyordu. Etrafına baktığında Kışyarı'nın Surları geri gelmişti
Uykusundan uyandı,mum tamamıyla sönmüştü. Nefes alamıyordu. Hızlı adımlarla geldiği yöne doğru ilerledi,bir kaç kez çarptıktan sonra merdivenleri buldu ve koşar adımlarla yukarıya doğru çıkmaya başladı. Yukarıya çıkarken aklında tek bir düşünce vardı ; " Eski tanrılar benimle konuştu,hepinizi geçeceğim." Nihayetinde ufukta bir miktar ışık gözüküyordu. Işığa doğru ilerledi ve kendisini dışarıya attı. Derin bir kaç nefes aldıktan sonra havanın kararmaya başladığını fark etti,oysa ki Rickon mezarlara günün erken saatlerinde girmişti. Rickon, tebaası tarafından korkulan,saygı duyulan ve sert bir adam olarak biliniyordu. Verdiği emirler sorgusuz yerine getiriliyordu. "Acaba benim az önce ağladığımı görseler,bana şuan duydukları saygıyı duyarlar mıydı ?" Diye merak etti. Etrafına baktığında avluda talim yapan kardeşi Rickard'ı fark etti. "Bir zamanlar ben de onun gibiydim" dedi Rickon,fakat o kadar sessiz konuşmuştu ki kimse onu duymamıştı. Rickon kendini gülümsemek için zorladı,başaramadı. Gülümsemek,Rickon için ağlamaktan daha zordu. Etrafına biraz daha bakındığında Kışyarı'nın sessizliğini hissetti. Kışyarı nadiren neşeli,çoğunlukla huzurlu ve sakindi. Ama kız kardeşleri gittiğinden beri çok kasvetli bir yer haline gelmişti. Rickon,Lord Rickon kimliğine bürünmüştü. Az önce Mahzen Mezarlardaki Rickon'u orada bırakmıştı. Odasına doğru ilerlerken gözüne bir kadın çarptı. Rickon kale halkının tamamını tanıyordu,ama bu kadını tanıyamamıştı. Kadının yanına yaklaşıp "Sen kimsin" diye sordu. Kadın,Lorda nazikçe gülümsedi ve "Ben kız kardeşiniz Alyssane'nin şarkıcısıyım." Ve Rickon kadını hatırladı. Beyaz Liman'a gelen güneyli bir şarkıcıydı. Şarkıcı,Rickon en son ne zaman bir şarkı dinlemişti ? Hatırlamıyordu. Lord olduğundan beri Rickon için zaman kavramı kalmamıştı. Eskiden Dağ Kabileleriyle beraber oyunlar oynar,şarkılar dinlerdi ama son yıllarda sadece Kışyarı'nın kasvetinde boğuluyordu. Bugün Lord kimliğini takınmayacak ve gerçek Rickon gibi hareket edecekti. Gerçek Rickon; Dağ Kabileleriyle beraber büyüyen çocuktu, bu Lord değil.
"Benimle gel" dedi kadına ve odasına doğru ilerlemeye başladılar. Rickon odasına girdiğinde duvarda asılı duran Buz'u gördü. Genişliği bir erkek eli kadardı. Kılıç neredeyse kardeşi Rickard’dan uzundu. Kılıç Valyria çeliğinden tılsımlarla dövülmüştü ve is kadar siyahtı. Hiçbir çeliğin kenarı Valyria çeliği kadar keskin olamazdı.
Rickon koltuğuna oturdu,kadın ayakta onu bekliyordu. "İsmin ne" diye sordu Rickon. "Lysa" diye cevap verdi şarkıcı kadın. Rickon bir anlığına yine nefes alamıyordu. "Lysa,bu isim anneme ait." Bir anlığına duraksadı ve ; "Ne tür şarkılar biliyorsun ?" Diye sordu Rickon şarkıcı kadına. "Düğünlerde söylenen neşeli şarkıların tamamını." Diye cevap verdi kadın. Rickon yutkundu..ve konuştu "Hüzünlü bir şeyler söyle,beni ağlatabilirsen,benden istediğin şeyi dileyebilirsin." Ve kadın şarkı söylemeye başladı,Rickon o ana kadar huzursuzdu. Ama Lysa'nın sesi,Rickon'a huzur veriyordu.
submitted by StannisinNokeri to buz_ve_atesin_dunyasi [link] [comments]


2020.06.08 19:31 anancivelett Beyler bana yardım edin bıktım artık

Beyler benim önemli bir sorunum var amk. Kızlar çok bakıyor. Artık bu bakma olayı cidden rahatsızlık vermeye başladı. Gözünü hiç ayırmadan bakıyorlar. Ben de gözümü ayırmadan bakıyorum ne zaman bakmayı kesecekler diye bakmayı hiç kesmiyorlar. Yanımda kız oluyor mesela geziyoruz diğer kızlar o kadar çok bakıyor ki yanımdaki kız benden daha çok rahatsız oluyor. Bakmasınlar diye ters yapıyorum ters bakıyorum ne bakıyon amk falan diyorum gülmeye başlıyorlar bu sefer. Evden bakkala kadar gitsem bile illa denk geliyor bi tane. Mahalledeki küçük çocuklardan numaralarını gönderiyorlar. Sosyal medyadan rahatsız ediyorlar. Engellemekten bıktım artık cidden. Ciddi bir ilişkiye başlamak istiyorum bu sefer kız bana diyor seni seviyorum ama sen çok çapkınsın beni çok üzersin korkuyorum diyor. Arabası olan kızlar daha tehlikeli üzerime sürüp ses açan mı dersin camı açıp laf atan mı dersin neler neler yahu. Arkadaşlarım bana kızıyor mal mısın amk hepsiyle takıl diyorlar ama halimden anlayan yok. Kızın yanında abisi oluyor babası oluyor kız gizlice bana işaret ediyor kağıda numaramı yazdım gel diyor kafasıyla arkayı gösteriyor. Aranızda mutlaka bunları yaşayanlar vardır beyler Bi akıl verin zor durumda kalmaya başladım ciddi ciddi rahatsız oluyorum amk
submitted by anancivelett to KGBTR [link] [comments]


2020.04.15 16:20 hassnictir01 mafya ya giriş hikayem

O zamanlar lise 2 deydim.Hep yalnızdım hiç öyle bir arkadaş grubum yoktu sadece ahmet vardı.Oda sıra arkadaşımdı gereğinden fazla yavşaktı. Herkese yavşar. Popi olmasa bile okulda tanınan bir çocuktu sigara içki de içerdi ortamlara da girerdi. Aramız çok iyiydi sadece ben onun yanında biraz ezik kalıyordum. Artık yalnızlığım başıma tak etmişti. Kız arkadaşımda yoktu ergen adamız kanımız kaynıyo malum abazalıkta var. Ailemdeki herkes sigara içiyor, ahmet bana hep içme derdi. ikram bile etmezdi öyle çok ta süt bir çocuk da değildim semtimde hatrım geçerdi.Çok sevdiğim bir kız vardı selin ona aşıktım. Onla aynı semtte otururduk ortaokul arkadaşımdı. Okulda çok havalıydı çok güzel bir kızdı. Bana göre fazla bir kız ama olsun hayallerim hep ama hep onunlaydı gözümü kapattığımda hep o gelirdi aklıma.Her şey o gün başladı arkadaşım Mert çok tedirgin bir şekilde elinde siyah bir poşetle yürüyordu.O da benim ortaokul arkadaşımdı. Kardeşim bu emanet sende kalsın 1 saate parkta buluşuruz dedi.Ben alamam dedim zorla elime tutuşturdu sonra koşmaya başladı arkasından 2 tane adam geldi sivil polisler silah çıkartıp beni yere yatırdılar.Ben içimden tüm duaları okurken polisler poşeti açtı.
Poşeti açtıklarında poşetin içinde don vardı bildiğin don. Polis sinirlendi yerdeyken bana tekme attı.Ben korkudan napıyosun bile diyemedim. Adam birden taşşak mı geçiyosunuz lan diye bağırdı herkes bize bakıyordu. Ben iyice korkmaya başladım 3,5 atıyordum. Birden adam ayağa kaldırdı beni yüzüme sert bir yumruk attı. Kelepçe taktı ve bir polis arabasına bindirdi ben karakolda ifade verir salarlar sandım ama adam kafama çuval geçirdi. Beni bir anda yolun ortasında indirdi. Kelepçeyi ve çuvalı da çıkarttı eğer dikkat çekecek bir hareket yaparsan bu son hatan olur dedi. Ben şok olduğum için ağzım açık hiç bir şey diyemiyordum. Adam beni takip et dedi diğer elemanda dikkat çekmeden arkamdan geliyordu. Bir anda büyük bir gece kulübüne girdik girdik ViP yerine gittik herkes bana bakıyordu bir şampanya şişesinde yüzümün yansımasını gördüm burnum kanıyor dudaklarımdan aşağıya inip çenemden montuma doğru damlıyordu ama ben hiçbir şey hissetmiyordum.
Bir adam geldi garson şefi falan heralde napıyorsunuz dedi bu sivil polis bunu itmesiyle arkadaki masanın yerle bir oldu bardaklar kırılmış içkiler dökülmüştü içerdeki herkes dans etmeyi bırakıp bize baktı. Takım elbiseli bir adam gelip bizi merdivenlerden indirdi ve geçit gibi bir yere geldik biraz yürüdükten sonra bir yazarhane nin içine girdik içeride marlon adnan vardı. Bana baktı çık dedi sonra içerden 2 el tabanca sesi duydum içeriden marlon adnan çıktı o babamın çocukluk arkadaşıydı beni çok severdi bende ona karşı hep saygıyı davranırdım. Bana baktı korkma dedi.Ben kapı aralığına bakınca etraftakileri kanları farkettim. Sadece ağzım açık bakıyordum.
Senin burda ne işin var oğlum babanın haberi var mı bu işte dedi. diyalog şu şekilde (+ben-Marlon adnan) +Abi noluyo o adamlar kim ne istiyorlar beni niye buraya getirdiler(korkudan ağlıyorum) -Kardeşim benim yanımda güvendesin yanlış bir anlaşılma olmuş heralde sen bana şu poşeti veren çocuğun adresini ver +Abi vallahi bilmiyorum (yalan) -Sana güveniyorum bu çocuğu nerden tanıyorsun +Ortaokul arkadaşım ama evini bilmiyorum -Bak o çocuk senin hayatını karartabilir o çocuktan uzak dur onu gördüğünde yolunu değiştir Bende onaylarcasına kafamı salladım bir anda müzik kesildi ve üst kattan polis telsizi sesi geldi. 'Girdik amirim' Adnan abi adamına işaret yaptı. Sonra ayağa kalktı ve bu olanları unut babana da hiç bir şey deme dedi.Ben yine kafamı sallamakla yetindim. Adnan abi gider adamı içerideki kolonyayı cesetlere döküp çakmakla yaktı baya alevlendi ortalık beni kolumdan tutup sürüklemeye başladı beni bi yere sokup kapıyı açtı ve dışarıya çıkarttı bana koşup eve gitmemi ve normal davranmamı söyledi.Ve içeri girdi. Ben koşarken arkamdan silah sesleri geliyordu. Korkudan ağlayarak koşuyordum ikide bir takılıp düşüyordum.Ama tekrar kalkıp koşuyordum.Eve gittiğimde saat gece 2 ydi. Babam bana nerdesin diye tokat attı. Hayatımda ilk kez babamdan tokat yemiştim. Hemen odama gittim ağlayarak uyandım. Sabah haberlerinde o mekanın yandığını ve içeride 9 polis cesedi olmak üzere 45 ceset bulunduğunu gördüm. Hasta numarası yapıp okula gitmedim...
Okula gitmediğim için annemle evde mal mal oturuyordum zaten mal olmuştum yaşadıklarım sonucunda annem bana dün neredeydin dedi.Bu soruyu bekliyordum.Ama sormakta gecikmişti. Niye bu kadar geç sordu bu soruyu.Ben arkadaşlarımla takılıyordum saati farketmedim. Annem doğru söyle dedi ve tokat attı. Babam ya da annem değil bana vurmak bana 1 kere bile bağırmadılar ben çok şaşırdım bu tepkiyi verince.Ben doğru bu dedim o da geri çekildi ve 'iyice babana benziyorsun' dedi.Ben hiç bir şey demeden odama koştum ve ağlamaya başladım. Akşam babam eve geldi hoş geldin bile demedim. Yaşlı gözlerimle odamda tv izliyordum. Babam odaya girdi. Usulca yanıma yaklaştı ve oğlum sakin ol dedi gözyaşlarımı sildi. Babam otopark işletiyor.Bak oğlum her şeyi biliyorum. Gecede biliyordum sadece sen anlatırsın diye bir şey demedim.Bu yollardan bende geçtim.(+ben - babam) +Baba ben bir şey yapmadım -Yapmadığını biliyorum +Niye bana kızıyorsunuz -Annende ben de senin iyiliğini istiyoruz.Bu işlere karışma... +(sözünü keserek)Baba zaten ben bir şey yapmadım -Sakin ol oğlum +Sakin olamıyorum baba belkide benim yüzümden bir ton insan öldü -Senin bir suçun yok dedi ve gitti. Ertesi gün cumartesiydi. Hemen kahvaltı yapıp Mert'in tüm olanların sorumlusunun evine gittim ve bağırmaya başladım. Dışarı çıktı.(+ben -mert) -Napıyosun lan(götü başı ayrı oynuyor) +Dün olanları anlat lan -Kardeşim kusura bakma(R) +Senin kusurunu sikeyim(Yumruğu geçirdim;) Hayatımda ilk kez vurdum. Bana karşılık olarak çakı yı çıkarttı ve bacağıma sapladı. Çakıyı çıkardığında çakıdan kanlar damla damla yere akıyordu.Ben bu görüntüyü görünce arkaya doğru düştüm.Bir elimle bacağımı bir elimlede kalbimi tutuyordum. Başımda dikildiğini gördüm. Birini aradı ve 'böyle olsun istemezdim' dedi.Ben o anda bilincimi kaybettim. Uyandığımda Hastanedeyim.
Uyandığımda ailem başımdaydı 8 yaşındaki kız kardeşim beni öperek uyandırdı. Yüzüm gülerek uyandım. Bana bakıyorlardı annem ağlıyor babam gözlerini ağlamamak için zor tutuyordu. Babam annem ve kardeşim odadan çıkardı içeri polis girdi. Bana taburcu olduğumda karakola gelmemi söylediler.Bu sefer babama her şeyi anlattım. Bana sakin olmamı söyledi. telefonu çaldı ve bana “Senin yanındayım” dedi odadan çıkarken telefonu açtı. konuşmaya başladı koridor da olmasına rağmen sesini duyabiliyordum. selam vererek açtı telefonu(+Babam) +Kardeşim yakışıyor mu size ? +Bana o çocuğu vericeksin (bağırarak) +Ben onu bunu anlamam cezasını ben vereceğim +Sakin makin olamam Bana baktı ben o sıra uyuyo numarası yaptım. +Benim oğluma kıyan o çocuğu geberteceğim o sırada annem ve kardeşim geldi...
1 ay hastaneden çıkamadım. Babam sık sık telefon görüşmelerinde böyle konuşuyordu.Ben taburcu olduğumda mert'in evine gittim dışarda mert'in ayakkabıları dışarıdaydı. Ordaki arkadaşlarıma sordum mert nerde diye. intihar etti dediler. Ben olayı iyice araştırdım bazı elemanlar vuruldu falan dedi.Ben Adnan abinin yanına gittim ama adnan abi yoktu. Sordum karakoldaymış. Bende hemen karakola gittim.Önce ifademi verdim sonra adnan abiyle görüşme izni almak için orada duran polisin yanına gittim. Bekle dedi ve Adnan abinin kaldığı yere gitti ve benim yanıma geri geldi içeri gir 5 dakikan var dedi. Sanki emri Adnan abi den alıyordu amirinden değil.Ben içeri girdim selam verdim.(+ ben - adnan) +Abi neden burdasın diyemedim tabi abi Mert ölmüş dedim -Babanın sonu da yakın +Ne diyosun abi -Baban öldürdü onu cezasını çekecek +Abi benim babam öyle bir şey yapmaz -Baban işlettiği otoparkına seni kaç kere gece çağırdı Sessizlik oldu +Çağırmadı ama orada kötü bir şey yapmıyor -Tabi kötü bir şey yapmıyor sadece kumardan aldığı parayı sayıyor ve tetikçilerine hedeflerini söylüyor. Babam ben doğmadan 2 yıl hapiste yatmış ama ne yüzünden yattığını bilmiyorum. Bana mantıklı geldi. +Abi doğru söylüyorsun dimi demire doğru yaklaştı ve -Lan benim işim gücüm yok seni mi kandıracağım babana selam söyle ve elemanın verdiği kağıdı ona ver. +ta... tamam abi…
Polis geldi başıyla adnan abi ye selam verdi. Sonra beni dışarı çıkarttı.Çaktırmadan cebime bir kağıt soktu.Ben sinirli bir şekilde eve yürümeye başladım.
Kağıdı açtım ve okumaya başladım -(Babamın adını Ekrem olsun)Ekrem dün cesedi bizim çocuklar buldu. Benim sana verdiğim emanetle adam vurmuşsun. Leşi eğer polisler bulsaydı olay bana patlayacaktı.Bu olay sana olan güvenimi kaybetmeme neden oldu. Senin ve oğlun için 1 görevin var emaneti benim kuruçeşme’deki mekana bırak.Ve iş için benden haber bekle. yazıyı okuduğum gibi soğuk terler her tarafımı sardı götüm bile terlemişti hemde 1 saniye içinde babama kağıdı vermek için otoparka gittim
Otoparkta 1 tane bile araba yoktu. Yazhaneye girdim kasa bomboştu pc gitmişti sonra yerde kan olduğunu fark ettim kamarelar pc ye bağlıydı.pc nin yerde parçalanmış olduğunu gördüm dışardaki kameralara dokunmamışlar ama yazhanedeki kamera kırılmış şekilde yerdeydi. Polisi sonra da annemi aradım. Anneme anlattım annem ağlayarak babandan bıktım ben annemin yanına gidiyorum ne hali varsa görsün deyip yüzüme kapattı.Çok öfkeliydi. Demek ki annem babamın ne haltlar yediğini biliyordu. Gelen polisler tam 5 araba da geldiler indiklerinde 15-20 kişi vardı ordan hemen soru sormaya başladılar. Kamera yedekleri olup olmadıklarını sordular o an aklıma ama tel için neutron adlı bir uygulama var o uygulamada kamera yedekleri canlı izleme gibi özellikler mevcut ama o an hiç bir şey aklıma gelmedi.Bi anda karakoldaki kağıt veren adam geldi ve bana takoz bir telefon verdi. Adnan abi arayacak dedi ve olay yeri inceleme bantları astılar bizim otoparkın ruhsatı yoktu bu olay da hemen çıktı ve otopark mühür yedi. Yani ruhsat çıkmadan açılmayacak otopark. Beni eve yolladılar tam kamera kayıtlarına bakarken Adnan abi aradı..
Selam bile vermedi Adnan abi direk konuşmaya başladı.(- Adnan abi +ben)
-Kardeşim özür dilerim +Abi ne diyosun sen -Bak seni severim babanı daha da çok severdim... Bir iç geçirdikten sonra devam etti -Baban Mert in canına kıydı ama Mert yalnız değildi, hiç yalnız olmadı. +Ne demek istiyorsun Adnan abi -Babandan intikam alacaklar onu kaçıranlar... Çok derin iç çekiyordu nefesi sanki ensemdeydi. -Mert onların tetikçisiydi. +Abi Mert daha kaç yaşında bab... Sözümü keserek devam etti -18 yaşından küçük olanlar daha az ceza yediği için onu seçtiler hemde çevresi olan serseri bir çocuktu.Her neyse ben burdan yarın çıkacağım sende kendine ve ailene dikkat et sizede intikam almak için zarar verebilirler. Telefonu yüzüme kapattı. Hemen annemi aradım, açmadı çıldıracaktım annem neden telefonunu açmıyordu.O sırada ahmet aradı(+ben - ahmet) -Lan gerizekalı kaç gündür arıyorum neden açmıyorsun +Kardeşim (ağlamaya başladım) -Lan iyimisin evde misin ? +eve.. evet
Telefonu yüzüme kapattı yarım saat sonra kapı çaldı elinde 6 bira ve cebinde çok açık şekilde olan 2 tane davidoff(sigara) hemen içeri aldım. Sarıldım kardeşim deyip olanları anlattım.O da efkarlandı bende.Ben hayatında sigara içmeyen süt sayılan çocuk 1 gecede 1 pakete yakın sigara ve 2 bira içmiş kusa kusa ölüyordum. Sabah kalktığımda ahmet simit almış simitle kahvaltı yaptık Ben Adnan abinin yanına gidecektim Ahmet bende gelicem diye tutturdu. Bende zaten tek korktuğum için ahmet’le gittim.
Ben ilk kez içtiğim için başım falan dönüyor ahmet in koluna girip yürüyorum. Aşağıya indik Ahmet in motoruna bindik tarif ettim yolu bas gaza dedim.O da hızlı sürüyor baya 15 dk ye gittik bu ahmet hızlı sürdüğü benim başım iyice dönüyordu.Bir baktım Adnan abi korumalarıyla dışarı çıkmış normalde hep tek tabanca gezerdi.3 araba hazırladı korumaları Adnan abi ortadaki mercedes'e bindi diğerleri siyah range di.Ben motordan inip kusmaya başladım. Ahmet “adamı kaçırıyoruz sırası mı şimdi” dedi.Ben kendimi biraz topladım sonra yürü takip edelim dedim. Motora bindik.
Yetişmek için muallak 110 bastı motor da scooter tir tir titriyor. Baktık ki boş bir ormanlık alana park ettiler bizde bir 100 metre falan gerilerinde scooter ı ağaçların arasına sakladık. Onları çok net görebiliyorduk bir baktık ki 5 tane siyah range çok hızlı bir şekilde Adnan abilerin yanına gitti.Ve arabalardan 10-15 kişi indi. Adnan abiler 8 kişiydi.Bir tane şık giyimli adam aşağıya indi 50 li yaşlarında bastonla gezen bi adam adnan abinin tam önünde durdu. Kısık sesli konuşmaya başladılar. Sonra Adnan abi sinirlenip.
-Menderes beni tanımamışsın dedi.(silahını hızlı bir şekilde çıkardı) Menderes in adamları daha hızlı çıktı ve Adnan abileri taradılar sadece Adnan abi den bir el ateş sesi duydum ve Menderes bacağını tutup yere attı kendini.5 saniye içinde yerde 6 ceset vardı. Menderes i adamları araba koyup hemen kaçtılar ben koşmaya başladım Ahmet dur gerizekalı dedi ve tuttu beni. Adamların gözden kaybolduklarını görmeden başımı kaldıramadım Ahmet lan şu adam yaşıyo dedi. Hemen baktım o adam Adnan abiydi. Yaralı bacağımla Adnan abinin yanına koştum Abi diye bağırdım(+ben -adnan abi) -anlaşamadım babanı alamadım…
Ağzından çıkan kanlar konuşurken fışkırıp yüzeme geliyordu.Ben sadece bakıyordum.
-Al bu tespihi benim mekanlarım artık senin mekanın (elime gümüş bir tespih verdi) Ahmet dizlerinin üstüne çöküp boş boş bakıyordu. -Al bu benim silahım artık senin silahın (gümüş renginde parlayan bir silah) +Abi adna.. Sözümü keserek -Babanı sen kurtaracaksın benim mekana git tespihi göster ye... +adnan abi
Adnan abi ölmüştü. Bacağımı zorladığım için kanıyordu ama bunun benim mi yoksa adnan abinin mi olduğunu bilmiyordum silahı kemerime soktum tespihi cebime attım motora atlayıp hastaneye gittik bacağıma pansuman lazımdı.
Hastaneye giderken yoldan gecen herkes bize bakiyordu savas gazisi gibi etrafta dolaniyordum. Hastenin onune geldigimizde beni goren doktor hemen sedye getirdi yatirdi ahmet konusmaya basladi ama ben baya kan kaybetmisim olayin sokundan haberim yok neyse bunlar konusurken beni bi odaya soktular. Ben orda bayildim. sabah uyandigimda yalnizdim ahmet i annesi eve cagirmis cocuk da gitmek zorunda kalmis. Doktor geldi yanima nasilsin dedi
Ben iyiyim ne kadardir yatiyorum dedim cok kan kaybettin en az 2 gun daha burdasin umarim sigortan karsilar dedi. Babamin maddi durumu Allah’a sukur iyidir ben parada sıkıntı olmaz dedim tamam sen dinlen dedi. Benim kafami gommemle 12 saat daha deliksiz uyumam bir oldu. Beni annem tokatlayarak uyandirdi gozlerimi açınca mutluluktan agalamaya basladi kucuk kardeşim de elimi öpüp “iyimisin abicim” diyordu bende iyiyim prenses diyordum.
Annen kardeşimi yolladi ve bana olanları sordu.Ben her seyi anlattim. Artik ailemden bir şey saklamayacaktim annem Menderes adini duyunca bir gozleri doldu bende Menderes adini duyunca aklima silah ve tespih geldi hemen isler taka sarmisti. Annem silah ve tespihi soylemedim. Annem bana Menderes'in babamin eski is ortağı olduğunu söyledi. Annemle tanisinca gecmis hayatina bir sunger cekip Menderes'e siktiri cekmis.O günden sonra babam Mert olayına kadar hiç Menderes’le konusmamis.
2 gun yattıktan sonra Ahmet geldi beni motorla hastaneden almak için hastanenin önüne park etti. Anneme kaçıp gitmesini babamı kurtaracagimi soyledim annem de gönlünün razı olmadığını belirterek tamam dedi. Taksiye binip otogara gitti. Kucuk prensesim de bana saç tokasini verdi ve beni unutma abicim seni cok şeviyoyum dedi benim gozlerim doldu.
Ahmet’le motora binmeden once emanetle tespihi sordum “bende” dedi. Icim rahatladi.
Motora bindik ve Adnan abinin mekana gittik tespihi gosterdigim beni vip yerinden iceri aldilar siyah takim elbiseli adamlarla doluydu hepsi Kocaman bir masa vardi mafya babalari oturuyordu ben hayatimda hic olmadigim kadar cesur davranip belimden tabancayi cikardim ordakim herkes silahlarini cikartmisdi.
Hepsi tek bir ters harekette delik desik ederlerdi beni.Ben usulce silahi masaya koydum ve tespihi cikarip Herkese gostererek silahin ustune koydum bağırarak
-Menderes Adnan abimizi Öldürdü. Dememle herkes sok oldu tekila icenler shot atarak bardaklari masaya sertce vurdu.
Herkes bana bakarken bir anda başka bir adama baktilar bu adam Menderesti basini yavasca yukarı kaldırdı ve bastonuna tutunarak yanima geldi.Ben 3,5 atarken elini omuzuma koydu yiğenim gel senle bir yürüyüşe cikalim dedi.Ben bir sey diyemeden yurumeye basladik beni dar koridorlardan geciriyordu ve arkamizda 1 tane adam vardi. Agzindan su kelimeler dokuldu
-Babani severdim baban eskiden benim icin calisan bir tetikciydi ise basladigi zaman senin yaşlarındaydi ama senden daha uzun ve gucluydu hemde acımasızdi. isime yarayan ve sevdigim tek kisi oydu yasi buyudu ve annenle tanıştı bu isten ayrilmak istediğini soyleyerek bana bir terbiyesizlik yapti bizim camiamizda boyle seyler olmaz…
Adam cok iyi bir konusmaciydi bu acik ve netti ben konusmasini bolemiyordum cok akici konusuyordu sonra devam etti.
-Baban ne yaptı biliyorsun dimi benim yanimda çalışan bir genci öldürdü…
Tam o sırada bir kapının önüne geldik. Adamina isaret cakti ve kapiyi actirdi. Iceride babam vardı. Ama bu yaşadıklarimdan sonra soğukkanlilikla beni buraya niye getirdiniz dedim. Menderes de şaşırdı.
-Babanı görünce mutlu olursun sandık Bende -Babam serbest kalirsa mutlu olurum Dedim Sonra babamin yanina gittim cok kotu dovmuslerdi yaklasik 1 hafta oluyordu sakallari uzamis 2 gozu mor burnu yamuk ve disleri dokuk olan kisi babam olamazdi…
Gozlerim doldu.
Menderes konusmaya basladi
-Baban ve sen özgürsun bir daha bana veya bir adamima bulaşırsanız sonunuz Adnan gibi olur dedi ve basini one egip ağır adimlarla gitti
Babam konusamiyordu. Ahmet kosarak geldi Ekrem abi dedi ve ben bir koluna girdim o bir koluna girdi.Onu dışarı, çıkarırken Menderes e ofkeli gozlerler bakiyordum .
Taksiye binip hastaneye gittik. Bana bakan doktor ne haltlar karıştiriyorsun dedi. Cevap vermedim sonra tekerlekli sandalye getirdi bana sinirli bir sekilde bakiyordu babami dag gibi adam babam tekerlekli sandalyede boynunu saga bulmus yatiyordu. Hemen bi odaya yatirip serum tuttular polis cagirdilar.
Sokakta buldugumu soyledim polislere, babamin uyaninca karakola gelmesini soylediler. Sonra gecmis olsun diyip gittiler. Annemi arayıp babamin burda olduğunu soyledim. Annem bir oh cekti. Doktor yüzü asik bir şekilde yanima gelip babama burnu icin ameliyat yapacaklarini soylediler.Ben uyaninca yaparsiniz dedim.Ama burnu cok yamuldugu için nefeste sıkıntı olur acil dediler.
Bende kabul ettim babamin Hesabindaki para suyu çekmişti hastane ozeldi.
Annem hemen geldi gece gündüz babamin başında bekliyorduk okuldan arıyorlardı surekli annemle okula gidip devamsizligimi sildirdim.1 ay boyunca girmedigim sinavlara girdim yeniden ders calismaya baslamistim.1 ay sonra okuldayken annem “baban uyandi” diye aradi cikista taksiye binip hastaneye gittim annem doktorla tartışıyordu.
Biliyordum para yüzündendi hemen iceri girdim babama sarildim babama hic bu kadar içten sarildigimi bilmem bana yaptiklari odetecegiz oglum…
Ben artik eskisi kadar masum degildim artik daha ciddi olgunlasmis ve soğukkanli bir insandim. Annem para mevzusunu soyleyince babam bana Avni diye bir adamin adresini verdi adamin babama 13 bin lira verecegi varmış. Ben adrese gittim. Ben villa falan beklliyordum apartmana gelmistim babami arayip kati ve daireti sordum 4.kat 25.daireye girdim ama kapiyi acmiyordu.
Sinirlendim ve kapiya cok da sert olmayacak şekilde tekme attım bir sandelyenin ustunde oturan bir adamin kafasindan kanlar akmis kurumustu masada 3 serit kokain in vardi 3.cu şeridin yarisini icmisti. Normalde kacardim ama paraya ihtiyacim vardi. Nedense cesedi gordugumde midem bile bulanmadi artik tiksinmiyordum artik alismistim...
Cekmeceleri karıştırdım ama boklu donlardan başka bir şey yoktu. Evden tam cikacakken ayak sesleri geldi ben korkup yere dusen silahi elime alip kapiya dogru nisan aldim…
Ayak sesleri yaklastikta ellerim daha cok titriyordu.
En sonunda konuşma sesini bu ses Menderes in sesisydi. Hemen silahı aldığım yere koydum ve içeriye koştum. içerdeki bir koltuğun arkasına uzandım kulağımı yere koydum Menderes tek değildi ama kaç kişiydiler bilemiyorum. Menderes içerideki ceseti görünce
-Gerizekalılar bir bokuda becerin bu silahın burda ne işi var…
Normal bir şekilde bir konuşmaya devam ettiler beni farketmedikleri için şükür ediyordum.Ama bir anda kafama silahın namlusunun dayadı birisi.Bir anda koşarak bir biri daha geldi beni kaldırdı biri bir koluma diğeri diğer koluma girdi. Kaçmam imkansızdı. Beni Menderes in yanına götürdüler.
Menderes konuşmaya başladı.
-Seni de babanı da uyardım siz falanca(soyisim yerine yazdım) ne laftan anlarsınız ne dayaktan.
Ben buna sinirli bir şekilde baktım. Sonra piç sırıtması yaptı ve cebinden Adnan abinin tespihini çıkardı. Tespihi ucundan sağ eliyle tutuyordu.Bir anda elini geriltti.Ve tespihle tokat attı bana(Ben yere düşen boncukları topladım bi 10-15 tane toplayınca).Devam etti
-Hepiniz böyle dağılacaksınız Ben bir anda bağırdım -intikamım acı olacak!(O kadar çok bağırdım ki sesim apartmanda eko yaptı ve boğazım acıdı).
Bir anda apartmandan sesler geldi. Yaşlı bir teyze noldu diye bakmaya geldi.O sırada ben yine olsa yapamayacağım bir hareket yaptım ve Menderes le adamları kadına bakarken ben adamın kafama dayadığı silahı elinde almaya çalıştım alamayınca ittim adam cesede 1 kurşun daha sıktı yanlışlıkla. Diğer adam benim arkamdan sarılmaya çalıştı ben dirsek attım. Hayatımda koşmadığım kadar hızlı koştum.
Babamın yanına gittim olayları anlattım. Babamın gözlerindeki öfke ateşi bu sözlerle daya çok harmanlanmıştı. Yüzünü pencereye çevirdi ve bir şey söyledi. Duyadamım ne dedin dediğimde
Takımı tekrar toplayacağız dedi Ben de artık bir şeyleri anlamaya başlamıştım. Babam -Hazırmısın? Dedi.Ben babamın oğluydum ve onun kadar cesurdum neye dedemeden direk -Hazırım
Dedim taksiye binip otoparka gittik. Babam mühürü kırıp yazhaneye gitdik içerideki çekmeceden adnan abinin tespihinin aynısını çıkardı. Sonra arkadaki depo ya gittik içerde patlak lastik teyip tamir kutusu ilk yardım kutusu gibi şeyler var. Babam tamir kutusunu açıp içindeki her şeyi döktü ve gizli olan gözü açıp içinden adnan abinin silahının aynısını çıkardı. Hemen arabamıza bindik (audi a4) Ormanlık bir alana gittik eski bir ev vardı ama evin ışıkları açıktı. Babamla arabayı parkedip evin içine girdik. içeriden mini etekli kızlar tekila dağıtıyordu.. içerisi çok büyük ve gösterişliydi dışardan ilgi çekmiyordu. Herkes bize bakıyordu. içeriden fısıltılar geldi Ekrem... Ekrem abi.
Babama içeride olan yaşlı bir adam işareti çaktı hemen babam adamın elini öptü. Babam olayları anlatıcan biliyoruz dediler ve içerideki ofise gittik 30 kişi toplantı salonu gibi bir odaya gitmiştik herkes yerine oturmuş arkalarında korumaları tetikte bekliyordu. Babam silahını ve tespihini çıkarttı herkeste aynı tespih ve silahtan vardı. Belliydi bu bir mafya ailesiydi. Babam intikam almamız lazım deyince elini öptüğü yaşlı adam sen reisi mi öldüreceksin dedi. Ben şaşırdım ama babam soğukkanlılıkla devam etti.(-babam + yaşlı adam)
-Az kalsın beni öldürüyordu
+Yaptıkların sonucunda ölmeyi hak etmedin mi? Babam yutkundu ve devam etti
-Benim bu dünyadaki mirasımı alıyordu (bana bakarak dedi)
+Oğlun hiç boş durmamış Böyle devam etti konuşma.En sonunda babamı 6 kişi destekledi.
+Siz 6 nız gidin ne bok yerseniz beni uğraştırmayın Dedi ve kalın uzun ve damarlı * puroyu ağzına aldı ayaklarını masaya uzatıp eliyle gidin işareti yaptı. Bizi destekleyen 6 adamdan sadece 2 si bizimle gelmeyi kabul etti. Uzun olan adamın adı Kerim. Karadenizli olana adamın(Burnu 30 cm ve kemikli)Dursun. Dursun bizi ofisine götürdü ve plan yapmaya başladık.
Babam ben dahil toplam 28 kişiydik herkes de bir tabanca olacaktı. Sonra son bir haber geldi Menderes yarın uçakla londra’ya gidiyorumuş.Tam olarak plan yapmadan apar topar gecenin 2 sinde Menderes in mekanını basmaya gittik.Şimdi düşünüyorumda bir baba oğluna 16 yaşındayken eline silah verip mafya stajyerliği yaptırır mı?
Mekan kocaman bir kumarhaneydi tabi dışardan bakımsız bir villa gibi gözüküyordu.
Babam sigarasını yaktı. Ve arabadan inmeye başladık 28 kişilik küçük bir orduyduk 10 kişi arabaların yanında kalıp güvenlikleri arabaya çekip bizim içeri girmemizi kolaylaştıracaktı.
Hemen ateş etmeye başladık güvenlikler arabaya doğru koşmaya başladı biz tam koşarlarken villanın kapısına girmeye çalıştı bizi biri farketti ve taramaya başladı sadece silah sesleri ve elime yüzüme sıçrayan kanları hissedebiliyordum.Ama şoktaydım sanki felç inmişti.En sonunda babam beni tutup aşağıya yatırdı. Bizden biri o adamı halletti ve içeriye ateş ederek girdik herkes masanın altına saklanmıştı. içerideki güvenlikler ateş edemedi içeride müşteriler vardı.O an hepsi bir şey yapmayın deyip silahlarını yere attı bizim dışarda arabanın yanında duranlar dışarıdakileri halletmişti. içeriye onlarda girince rahat bir 20 kişi vardık içeride 4 tane güvenlik vardı.
Babamla ben yukarı çıktık, babam tüm odalara tekme atıp içeri atlıyordu ama tüm odalar boştu.Tek bir oda kaldı yavaşça kapı kulpunu indirdim.Ve içeride prensesim vardı.Abi der demez Menderes prensesimin başına silahı dayadı babam hemen yanıma geldi. Bağırmaya başladı.Ben tekrar şoka girmiştim babam bırak.. yoksa... yoksa... ölürsün kelimeler kulaklarımda takılıyordu her şey ağır çekimde gerçekleşiyordu Menderes geri dur.. yoksa... ölür.. beni buna mecbur bırakma diyordu.
Babam bir anda silahını Menderes e doğrulttu Menderes tetiğe bastı.Ve küçük kız kardeşimin prensesimin kanları diğer duvara doğru akmaya fışkırmaya başladı. Babam Hayır diye bağırdı.Ve dizlerinin üstüne çöktü.O sırada Menderes babama silahını doğrulttu.Ben de belimdeki silahı almaya çalıştım.Ama menderes daha hızlıydı babamı tam kalbinden vurdu.Ben silahı çıkarınca tam 11 el ateş ettim en sonunda mermi bitmişiti Menderes karnını tuttu ve geri geri gitmeye başladı.Bir anda arkasındaki camı kırıp yere kapaklandı. Babam bir eliyle kalbini tutu diğer eliyle ağzından çıkan kanları tutmaya çalıştı sonra bana o baygın gözlerle bakıp yüzüstü yere çakıldı.
Ben hala şoktaydım 30 saniye öylece yerdeki 3 cesede baktım. Sonra polis sesi geldi. Aşağıdaki elemanlardan biri beni uyarmak için yanıma geldi etrafı görünce beni kolumdan tutup zorla dışarı çıkarttı tam aşağıya inecekken polislerin aşağıda olduğunu gördük ve Menderes in kırdığı camdan aşağıya tutunarak indik.
O orman evine gittik olayları anlattık o gün orada kaldım annemi aramama rağmen telefonlarımı açmıyordu. Ertesi gün eve gittim ve evde anemin bıraktığı notu gördüm gitmiş ve bir daha gelmeyecekmiş. Ahmeti aradım gelirken 1 kasa bira 10 dal kalın puro ve 2 paket parliament almasını söyledim 30 dk ye geldi.Ve bana sınıfta kaldığımı söyledi.Ben hiç siklemedim.
Dursun abi beni cezaevinden aradı teshpihini bana verdi. Ve şöyle dedi
-Benim hiç erkek oğlum yok tüm suçlarım ortaya çıktı müebbet yedim senden başka bunu verecek kimsem yok. Dedi, ben direk kabul ettim ve onun koltuğuna oturdum. 17 yaşıma geldiğimde milyonlarla oynanayan bir çocuktum...
submitted by hassnictir01 to kopyamakarna [link] [comments]


2020.02.23 10:03 sum-poopins Derin Devletin Tarihi

Çoğunuz bunu bilmiyordur ama derin devlet teriminin ortaya çıkışı ilk olarak Türkiye'de, Susurluk Skandalı'yla olmuştur. Daha sonra Türkçeden diğer dillere geçmiştir. Bu açıdan tarihi bir önemimiz var. Peki Türkiye Cumhuriyeti'nde derin devlet dediğimiz şey tam olarak nasıl gelişmiştir? İşte bu sorunun cevabının bir özetini çıkardım. Çok kapsamlı ve detaylı bir konu olduğu için sadece önemli gördüğüm olaylar ve dönüm noktaları var. Gözümden kaçan şeyler olduysa affola.
---
- ABD, 2. Dünya Savaşı sonrasında, Truman Doktrini kapsamında kimi ülkelerde anti-komünist güçler oluşturuyor.
- Bu program dahilinde, Alparslan Türkeş'in aralarında bulunduğu 16 Türk askeri 1948'de ABD'ye eğitim için yollanıyor.​ Orada özel harp eğitimi alıyorlar ve kimi iddialara göre CIA onları kendi bünyesine katıyor.
- NATO ve Western Union tarafından oluşturulan Gladyo Operasyonu kapsamında, Türkiye'de 27 Eylül 1952'de Seferberlik Taktik Kurulu (STK) kuruluyor. Bu organizasyonun amacı "kontr-gerilla" faaliyetleri gerçekleştirmek. Bir başka deyişle, SSCB'ye karşı direniş oluşturmak. STK'nın çekirdeğini bu 16 asker oluşturuyor.
STK'nın yapısı hücresel bir şekilde kurulmuş. Her hücre, yani her birim, emir geldiğinde kendi başına hareket edebiliyor. Eğitim verilenlerin bir kısmı ordunun içinde, bir kısmı sivil hayatta devam ediyor.
"Bana bunu​ Genelkurmay İstihbaratında çalışmış olan Amiral Sezai Orkunt söyledi. Abdi, bazı sivillere Kontrgerilla eğitimi verildiğini öğrenmiş ve Ankara'ya gidip bunu CIA Ankara İstasyon şefi ile konuşmuş," diyor, Çetin Altan.
Kontrgerilla eğitimi alanlara, silah, ödenek veya doğrudan bir görev verilmiyor. Bir emir gelene kadar normal hayatlarını sürdürüyorlar fakat emir geldiğinde bu uyuyan hücreler harekete geçiyor.
Bu kuvvetler doğuda yoğunlaşmış durumda çünkü istilanın o taraftan gelmesi bekleniyor.
- 1950'de Komünizmle Mücadele Derneği'nin ilki kuruluyor​ (1950’de Zonguldak’ta, 1956’da İstanbul’da ve 1963’te İzmir’de kurulmuşlardır. Aynı zamanda 1962-1963 sırasında Erzurum'da da bir dernek kurulmuştur ve Fetullah Gülen kurucuları arasındadır​).
Bu dernekler, aşırı milliyetçi hareketin merkezini oluşturuyordu ve 'komando kamplarının' kurulmasına önderlik ettiler​. 1960'ların sonuna kadar, cinayetlere, provakasyonlara ve katliamlara karışmış pek çok kişi bu kamplarda yetiştirildi.
- 1955'teki ünlü 6-7 Eylül olaylarını, yani İstanbul'da azınlıkların kitlesel bir şekilde saldırıya uğramasını ve yağmalanmasını, STK planlıyor ve gerçekleştiriyor.
Genelkurmay İstihbarat başkanlığı ve Milli Güvenlik Kurulu'nda üst düzey görevlerde bulunmuş Sabri Yirmibeşoğlu, bunu "muhteşem bir örgütlenme"​ olarak anıyor.
- 1965'te STK kapanıyor ve onun yerini Özel Harp Dairesi (ÖHD) alıyor. ÖHD'nin çekirdeğini, Türkeş'in de aralarında bulunduğu, ABD'de özel eğitim almış 16 asker oluşturuyor.
Özel Harp Dairesi'nin merkezi, Amerikan Askeri Yardım Heyeti'yle aynı binada bulunuyor.
- 1966'da Türkeş tarafından Ülkü Ocakları kuruluyor.
- 1969'da Türkeş, Milliyetçi Hareket Partisi'ni kuruyor.
MHP ve onun uzantısı Ülkü Ocakları'ndan çıkan kişiler, pek çok derin devlet operasyonuna katılıyor.
- 1971 darbesinde gazeteci Uğur Mumcu tutuklanıyor ve işkenceye uğruyor. Mumcu, işkencecilerinin "Biz kontrgerillayız. Bu devletin cumhurbaşkanı bile bize dokunamaz," dediğini yazmıştır.
- 1971 darbesinde işkenceye uğrayan Murat Belge, daha sonra ÖHD'nin devamı olan JİTEM'i kuracak olan Veli Küçük'ün kendisine işkence ettiğini söylemiştir.
- 1974'te, dönemin başbakanı olan Bülent Ecevit, kontrgerillaların varlığını Türkiye'ye duyuruyor. Bu olay şöyle gerçekleşiyor.
Dönemin Orgenerali Kemal Yamak' göre "ABD [ÖHD'ye] her yıl 1 milyon dolar gönderiyormuş. Anlaşmazlık çıkınca ihtiyacın örtülü ödenekten karşılanmasına karar verilmiş. 1974'te Ecevit'e brifing vermek zorunda kalmışlar." 'O güne kadar bu daireden Başbakan'ın bile haberi yoktu' diyor Yamak... Yani ÖHD, tam 22 yıl sivil otoriteden gizli tutulmuş."
- Ecevit, bu yapılanmanın soruşturulması için ısrarlarda bulunuyor ve bunun sonucu olarak 1977'de İzmir'deki hava alanında suikast girişimine uğruyor. Bu olaylarla ilgili şunları söylüyor.
"Ben, böyle bir örgütün varlığını ilk açıklamış bir politikacıyım ve bunun bedeli olarak da, ben ve eşim birkaç suikast girişimiyle karşılaşmıştık; ama, onları göze aldık, almak gerekiyordu. Bugün, bu soruna daha rahatlıkla çözüm getirilebilir; yeter ki, siyasî iradeyi elimizde bulunduralım ve o iradeyi gösterelim."
Gazeteci Faruk Mercan bu olaylarla ilgili şunları söylüyor.
"Ecevit'in sözünü ettiği suikast girişimi 1977 seçimleri öncesinde İzmir'de havaalanında meydana geldi. Ecevit, Çiğli Havaalanı'nda uçaktan inince, İzmir Emniyeti'nde görevli bir polis memurunun silahından çıkan kurşun yanındaki Ahmet İsvan'ın dizine isabet etti. Polis memuru kaza sonucunda yaralamaya sebebiyet suçundan üç ay hapis yattıktan sonra görevine iade edildi, ama iddialara göre mermi bir suikast mermisiydi ve silah Özel Harp Dairesi'ne kayıtlıydı."
- 1977'de, Ankara Cumhuriyet savcısı Doğan Öz, Bülent Ecevit hükümetine Türkiye tarihindeki ilk kontrgerilla raporunu sunuyor. Raporda bazı gizli örgütleri, asker yönetiminin ülkeyi ele geçirmesi için kaos ortamı hazırlamakla suçluyor. Rapordan bası kesitler.
"Gerçek olan şudur: Ülkemizde tek seçenek olarak kurulan Ecevit hükümetine ve onun demokrasiye bütün gerekleri işlerlik kazandıracağına olan umutları kitlelerde yok etmektir. Bu duyguların yerine, baskıcı (faşizan) düzeni gündeme getirmek ve bütün unsurlarıyla yürürlüğe koymaktır. Böylece, ABD ve çok uluslu ortaklılıklar, Ortadoğu sorununu büyük ölçüde çözmek amacını gütmektedirler.
Bize göre, bu sonuca ulaşmada CIA, AID, İran ve İsrail gizli haber alma örgütleri, kontrgerilla gibi gizli örgütler yönlendirmekte olup; bu örgütler, 1. ve 2. MC ile devlet aygıtını geniş ölçüde kendi amaçlarına uygun bir biçimde dönüştürerek, demokrasi düşmanı akımları iktidar etmeyi öngörmüşlerdir.
Kontr-gerilla, Genel Kurmay Harp Dairesine bağlıdır.
Kontr-gerilla, il ve ilçelerde seferberlik işlemini yürüten kurum olarak, askerlik şubelerince yönetilmektedir. Bu konuda en çok, aşamalı eğitimden geçen astsubaylar kullanılmaktadır.
Sivil güvenlik güçleri içinde de MİT elemanları ve 1. Şube görevlileri kullanılmaktadır.
Her iki kesimde ortak çalışma olarak;
  1. Gerillaya karşı eğitim, (O inanç vardır ki, goşist sol hareketleri de bunlar yönlendirmekte ve sonra da bu örgütlere karşı savaşım vererek, tabanı kazanmakta, böylece demokrasiye karşı olan eğilimleri geliştirip örgütlemektedir.)
  2. İdeolojik eğitim,
  3. Halk içinde gelişme ve halktan kadrolar oluşturma eğitimi vermektedir.
Bütün bu çalışmalar, siyasal planda MHP ve onun kadrolarınca yönetilmektedir."
Raporun kimi kısımlarına daha ulaşmak için buraya tıklayın.
- 24 Mart 1978'de savcı Doğan Öz, soruşturmasını tamamlayamadan, derin devlet adına çalışan ülkücü Haluk Kırcı tarafından öldürülüyor​ (Doğan Öz'ün yazdığı rapor şu an kayıp).
- 1978'de, derin devlet adına çalışan, savcı Doğan Öz'ün katili ülkücü Haluk Kırcı ve ülkücü lideri Abdullah Çatlı'nın da içinde bulunduğu MHP'li bir grup, Bahçelievler'de 7 solcu öğrenciyi boğarak öldürüyor. Bu olay aynı zamanda Bahçelievler Katliamı olarak da bilinmektedir (Haluk Kırcı, 7 kez idama mahkum edilmiş ama cezası gerçekleştirilmemiştir. 2015 yılında tahliye edildi).
- 1979'da, CHP milletvekili Süleyman Genç, ÖHD'nin etkisinin orduya zarar verdiğini ve ÖHD'nin derin devletin merkezi olduğunu söylüyor. Konunun soruşturulması için meclise ısrar ediyor fakat dönemin başbakanı Bülent Ecevit konuyu daha fazla üstelememesini söylüyor. 5 Ocak 1979'da, Genç'in evi bombalanıyor.
- 1 Şubat 1979'da, gazeteci Abdi İpekçi, ülkücü ve derin devlet suikastçısı Mehmet Ali Ağca tarafından öldürülüyor.
- 12 Eylül 1980'de, savcı Doğan Öz'ün öngördüğü gibi, askeri darbe gerçekleşiyor.
1970-1980 arasındaki çatışma sürecinde, 5000​ ile 6000​ arasında vatandaş öldürülüyor. Bu sayılarda solcuların payı da olsa, çoğunu ülkücüler öldürüyor.
- 9 Ekim 1980'de, Abdi İpekçi cinayetinden dolayı içeride yatan Mehmet Ali Ağca, cezasını geçirdiği hapishaneden, Abdullah Çatlı'nın da yardımıyla​, derin devlet tarafından kaçırılıyor ve papaya suikast girişiminde bulunuyor (Mehmet Ali Ağca, 2010'da tahliye edildi). Suikast girişiminin gerçekleştirilmesinde Çatlı'nın rolü olduğu da söyleniyor​.
- 1987'de, mafya patronu Alaattin Çakıcı, MİT'e katılıyor.
Dönemin MİT yöneticisi Mehmet Eymür "Çakıcı’yı belki de kullanan ilk insan benim," diyor.
MİT’in operasyon görevlisi Yavuz Ataç ise şunları söylüyor.
“Mayıs 1987’de Silahlı Kuvvetler’den ayrılıp Milli İstihbarat Teşkilatı’nda Güvenlik Dairesi Şube Müdürü olarak göreve başladım. İki ay sonra amir makamlar beni Çakıcı ile tanıştırdı. Bu kişi ile yaptığımız çalışmalar yurt dışı görevine ilişkindir...1987 tarihinde ben Alaattin Çakıcı ile tanıştırıldığımda bu kişi zaten 6—7 suçtan dolayı aranan birisiymiş o sırada.”
(Devlet Bahçeli, 2010'lu yıllarda Çakıcı'yı hapishanede ziyaret etmiş ve salınmasını istemiştir​)
- 18 Haziran 1988'de, dönemin başbakanı Turgut Özal, derin devlete çalışan ülkücü Kartal Demirağ​ tarafından suikast girişimine uğruyor. Özal, suikast öncesi dönemde derin devlet hakkında kamuya demeçler veriyordu​. Ecevit'ten beri bunu açıkça yapan ilk başbakandı.
İddialara göre, suikast emrini ülkücü general Sabri Yirmibeşoğlu veriyor. Daha sonra MGK üyesi olan Yirmibeşoğlu, iddiaları öğrenen Özal tarafından emekliliğe zorlanıyor.
- 1992'de ÖHD kapanıyor ve onun yerini, zaten bir süredir aktif olan Jandarma İstihbarat ve Terörle Mücadele Teşkilatı (JİTEM) alıyor (JİTEM'in varlığı 2005'e kadar resmi olarak reddedilmiş fakat 2005'te JİT isminde resmi olarak da kurulmuştur).
- Uğur Mumcu, TSK'nın sahibi olduğu 100.000 ateşli silahın nasıl olup da Kuzey Irak'taki Kürt Lideri Celal Talabani'nin eline geçtiğini araştırmaya koyuluyor (Talabani 2005-2014 arasında Irak cumhurbaşkanlığını yapmıştır). Mumcu, 8 Ocak 1993'teki Ültimaton isimli yazısında​, "Kürt milliyetçileri ile istihbarat ajanları arasındaki ilişkilere ışık tutacak ilginç belgeler açıklayacağını" söyledikten 16 gün sonra, 24 Ocak 1993'te öldürülüyor.
- 1993'te, Kürt sorununu barışçıl ve siyasi bir şekilde çözmeye çalışmak için, dönemin cumhurbaşkanı Turgut Özal, MGK üyesi general Eşref Bitlis ve Özal'ın danışmanı eski bakan Adnan Kahveci, Kürt sorununa yönelik bir reform paketi hazırlıyor.
- 5 Şubat 1993'te, Adnan Kahveci bir trafik kazasında ölüyor.
- 17 Şubat 1993'te, Eşref Bitlis, uçağının düşmesi sonucu ölüyor. Bunun buzlanma sonucu olduğu iddia edilse de, ODTÜ'nün de, İTÜ'nün de hazırladığı raporlarda buzlanmaya dair delil bulunmuyor.​ Sabotaj ihtimaline değiniliyor.
- 17 Mart 1993'te, Özal hükümeti PKK ile bir ateşkes anlaşmasına varıyor ve barış konuşmaları başlıyor.
- 17 Nisan 1993'te, Turgut Özal kalp krizi sonucu ölüyor. Yakınlarının ifadeleri zehirlenme ihtimaline işaret ediyor. Yıllar sonra Özal'ın cesedi çıkarılarak yapılan incelemelerde, ölüm sebebi kesin belirlenemese de, zehirli maddeler olan kadmiyum ve DDT'ye rastlanıyor.
Özal'ın da ölümüyle beraber barış konuşmaları sekteye uğruyor.
- 24 Mayıs 1993'teki PKK pususuyla beraber barış süreci tamamen sona eriyor. Devlet yetkililerinin açıklamalarına rağmen, pusuyu PKK üstlenmiyor.
Bu noktadan sonra savaş daha da şiddetleniyor.
- 25 Haziran 1993'te Tansu Çiller başbakan oluyor.
Cumhurbaşkanı Demirel ve Başbakan Çiller'in yönetiminde, Özal'ın karşı çıkmış olduğu Kale Planı devreye sokuluyor. Bu plan dahilinde, PKK ile savaş için "her türlü yola" başvuruluyor​.
- 4 Ekim 1993'te Çiller şu açıklamayı yapıyor.
"Elimizde PKK'ya yardım eden iş adamı ve sanatçıların listesi var. Bunları daha önce de uyardım. Hala aklını başına almayanlar var. Herkesin önünde açık açık söylüyorum. Eli kanlı terör örgütüne maddi ve manevi destek verenler ya ayağını denk alsın ya da hadlerini bildireceğiz. Terör ya bitecek, ya bitecek!"
Bu olay Çiller'in Listesi olarak biliniyor.
Açıklamayı takip eden ayda, yaklaşık yüz kişi, üniformalı komandolar tarafından polis arabalarıyla kaçırılıyor ve öldürülüyor.
Derin devletin adamı, ülkücü lider Abdullah Çatlı, listedeki isimlere şantaj yapıyor ve para karşılığı isimlerini silmeyi teklif ediyor. Kurbanlardan birisi Behçet Cantürk, Çatlı'ya 10 milyon dolar ödüyor. Bir başkası, 'Kumarhaneler Kralı' Ömer Lütfü Topal 17 milyon dolar ödüyor. Ancak parayı alan Çatlı bu kişileri kaçırtıyor ve öldürtüyor, kimi zaman önceden işkence de ettiriyor.
- Bu dönemde, Hizbullah, polis desteği ve askeri eğitimle, PKK'ya karşı destekleniyor.
- 4 Kasım 1993'te, JİTEM'in kurucularından birisi olan ve emekli olmuş Cem Ersever suikastle öldürülüyor. Ersever, emekli olduktan sonra basına JİTEM'deki aktiviteleri hakkında konuşmaya başlamıştı.
1993 yılında gazeteciler, cumhurbaşkanı da dahil yüksek derecede devlet yetkilileri ve diğer önemli kişilerin uğradığı suikastler ve şüpheli ölümler, daha sonraki soruşturmalarda bir "gizli 1993 darbesi" söylemini oluşturmuştur.
- 3 Kasım 1996'da Susurluk Kazası veya başka bir isimle Susurluk Skandalı meydana geliyor.
Interpol tarafından kırmızı bültenle aranan ülkücü lider ve suikastçı olan Abdullah Çatlı, İstanbul Emniyet Müdür Yardımcısı olan Hüseyin Kocadağ ve Çatlı'nın kız arkadaşı ölüyor. DYP milletvekili Sedat Edip Bucak yaralı olarak kurtuluyor. Kazada 'devlet, siyaset ve mafya' ilişkileriyle beraber derin devletin suçları ortaya çıkıyor.
Kaza sonucu açılan soruşturmalardan çıkan kimi bilgiler şunlardır.
a) Devlet, uyuşturucu ticaretinin içine oldukça fazla girmiş bulunmaktadır. Türkiye'deki uyuşturucu ve özellikle o dönemde önemli olan eroin ticaretini büyük oranda kontrol etmektedir. Devlet yetkilileri bu ticaretten kazandıkları milyarlarca doları cebe atmışlardır​.
Uyuşturucu ticaretinin boyutunun anlaşılması için şu sayılardan bahsetmek yararlı olacaktır​: O zamanlarda Türkiye'deki eroin ticaretinin ederi 50 milyar dolardı. Öte yandan devletin yıllık bütçesi 48 milyar dolardı.
b) Kaza aslında bir "kaza" değil fakat derin devlet içindeki güç çekişmesi sebebiyle gerçekleşen bir suikasttır. Bunun bir parçası da, derin devlet adına çalışan o zamanın Adalet Bakanı Mehmet Ağar'dır. Kaza olmadan önce, Ağar, arabadaki kişilerle bir otelde buluşmuş ve konuşmuştur. Ancak suikastın gerçekleşeceğini bildiği için arabaya binmemiştir​.
Derin devletteki rolü hakkında soruşturulan Ağar, şu ünlü sözleri sarf etmiştir: "Devlet isterse konuşurum."
(Mehmet Ağar, yıllar sonra, sadece 2 sene hapis yatıp çıkmıştır)
c) PKK'ya karşı savaşmaları için mafyalar devlet tarafından silahlandırılmış ve devlet bünyesine alınmışlardır. Kocaeli Çetesi, Söylemez Çetesi ve Yüksekova Çetesi bu mafyalardan en önemli üç tanesidir. Bu çeteler ile devletin arasındaki sınırlar erimiştir ve çeteler aynı zamanda birbirleriyle yarışmaktadır. Bucak ve Söylemez çeteleri kendi aralarında bölge savaşı gerçekleştirmektedir.
d) Tansu Çiller, 1995 senesinde, Azerbaycan'da darbe yapılması için bakan Ayvaz Gökdemir'e, o sırada Emniyet Genel Müdürü olan Mehmet Ağar'a, daha sonra Hrant Dink cinayetinde de rolü olacak olan İbrahim Şahin'e ve Korkut Eren'e emir vermiştir.
Aliyev'in yerine geçirilmesi planlanan Elçibey, Türkeş'le ideolojik ortaklık içinde olan bir turancıdır.​ Bu yakınlık ve olay, Türkiye ve Azerbaycan ilişkilerinde gerginliğe yol açmıştır.
Cumhurbaşkanı Demirel'in, Azerbaycan başkanı Aliyev'i durumdan haber etmesi sonucu darbe önlenmiştir.
e) Jandarmanın istihbarat birimi olan JİTEM, derin devletin merkezini oluşturmaktadır.
f) Başbakan Tansu Çiller'in de derin devletle ilişkileri ortaya çıkmıştır fakat ifade vermeyi reddetmiştir. İfade vermesi için zorlandığında, koalisyon hükümetini bozmakla tehdit ederek ifade vermekten kurtulmuştur (Çiller, derin devletteki rolü sebebiyle asla yargılanmadı).
g) Derin devlet pek çok sayıda sivili, faili meçhul cinayetler ve suikastlerle öldürmüştür.
Bu maddedeki bilgiler, farklı kaynaklar tarafından da desteklenmektedir.
https://www.imageupload.net/upload-image/2020/02/16/TIHV.png
Yukarıdaki grafik, Türkiye İnsan Hakları Vakfı'nın yıllık raporlarından​ hazırlanmıştır. Aşağıda, bu verilerin daha detaylı halleri vardır.
https://www.imageupload.net/upload-image/2020/02/15/90lar.png
1991-2000 arasında toplamda 1071 yargısız infaz, 1737 faili meçhul cinayet ve 613 kayboluş vardır. Bunların toplamı 3421 kişiye denk gelmektedir. Bu cinayetlerin en yoğun olduğu dönem 1991-1995 arasına denk gelmektedir.
Mehmet Hatman'ın yaptığı bir belgesele göre, 1991-2000 arasındaki bu öldürmelerin sayısı 4653'tür. Bu sayıya nasıl ulaştıklarını şöyle açıklamıştır.
"Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne giden davalara baktık. Bölge barolarının yaptıkları çalışmaları inceledik. İnsan Hakları Derneği’nin merkez ve Diyarbakır şubelerinin çalışmalarına baktık. Yakınlarını Kaybedenler Derneği’nin istatistiklerinden de yola çıkarak bu rakama ulaştık."
CHP genel başkan yardımcılığını da yapmış olan hukukçu ve siyasetçi Sezgin Tanrıkulu, JİTEM'in "öldürdüğü veya öldürdükten sonra kaybettiği" kişi sayısının 4000-5000 civarında olduğunu söylemiştir.​ 2009'da verdiği bu röportajda, JİTEM'in hala dağıtılmadığını da eklemiştir.
- Abdullah Çatlı'nın cenazesine Muhsin Yazıcıoğlu gitmiştir ve Çatlı ile arkadaşlıklarının, ülkü ocaklarındaki zamanlara dayandığını ve 18 yıl geriye kadar gittiğini söylemiştir.
- 26 Kasım 1996'da yaptığı bir DYP konuşmasında, Çiller "Bu millet uğruna, ülke uğruna, devlet uğruna kurşun atan da yiyen de her zaman bizim için saygıyla anılır. Onlar şereflidirler," diyerek derin devletin cinayetlerini onaylamıştır.
- 1997'de, Tansu Çiller, "Susurluk'a sahip çıkıyoruz," demiştir.
- Halkın bu skandala karşı sessizliği ve tepkisizliği, bazı yorumcular tarafından onay olarak yorumlanmıştır.
- Susurluk Skandalı'nı soruşturmakla görevli yetkililerden önemli isimler, şüpheli araba kazalarında ölmüşlerdir.
a) 29 Ağustos 1997'de, MİT görevlisi Ertuğrul Berkman araba kazasında ölmüştür.
b) 8 Aralık 1997'de, Hakim Akman Akyürek araba kazasında ölmüştür.
c) 21 Kasım 1999'da, Meclis Susurluk Komisyonu sözcüsü olan milletvekili Bedri İncetahtacı, araba kazasında ölmüştür.
- 2009'da, Şırnak'ın Cizre ilçesindeki "ölüm kuyuları" hakkında bir dava açılmıştır. 1990larda aktif olan bu ölüm kuyuları asitle doldurulmuşlardı ve JİTEM'in kaçırdığı kişileri veya bu kişilerin cesetlerini bu asit kuyularına attıkları düşünülüyor.
Davanın kilit tanığı olan Mehmet Nuri Binzet'e, ifadesini çekmesi için rüşvet teklif edildiği doğrulanmıştır.​ Binzet aynı zamanda tehdit edilmiş ve daha sonra ifadesini çekmiştir.
---
Derin devlet konusunda daha oldukça fazla bilgi var. AKP döneminde yapılan Ergenekon ve Balyoz soruşturmalarını incelemediğim ve güvenilirliklerinde kimi şüpheler olması sebebiyle dahil etmedim. Buna rağmen, şu ana kadar olan bilgilerden çok fazla sonuç çıkıyor. Bunlarla sınırlı olmamakla beraber, bazıları şöyle:
- MHP'nin ve ülkü ocaklarının derin devlete suikastçı yetiştirmek ve onun ideolojisini yaymak için kurulması. Önemli suikastlarda ismi geçen katillerin hepsinin ülkücü olması
- Derin devlet, MHP ve ülkü ocaklarının Türkiye'yi destabilize etmesi ve 1980 darbesine yol açan kaos ortamını hazırlaması. Bu planlarını açığa çıkaran savcıyı öldürmeleri
- MHP'nin ve ülkü ocaklarının kurulmasında, Türkeş aracılığıyla ABD'nin rolü
- Devletin, kendi vatandaşlarından binlercesini, yasaları çiğneyerek öldürmesi ve bunun hesabını vermemesi
- Derin devletin uyuşturucu ticaretini kontrol etmesi
- Derin devletin çetelerle işbirliği yapması ve bu yüzden çetelerin devlet içine sızması
- Derin devletin parçası olan hiçbir önemli ismin hesap vermemesi
- Derin devleti soruşturan yetkililerin sürekli olarak, farklı dönemlerde öldürülmesi
- Derin devleti soruşturan aydınların öldürülmesi
- Başbakana ve diğer yüksek konumlardaki yetkililere suikast girişimleri
- Cumhurbaşkanı, onun danışmanı ve bir MGK üyesi generalin öldürülmesi
- Derin devletin Kürtçü ekstremistlerle ilişkisi olması ve Türk-Kürt çatışmasının devam etmesini istemesi. Bu uğurda, bir general ve cumhurbaşkanını bile öldürmesi
- Başbakanlık yapmış Tansu Çiller'in derin devletle bağlantılı olması ve bu konuda hesap vermemesi
- Türkiye halkının, bu konuda sessiz kalarak derin devletin yaptığı bütün bu hukuksuzlukları, cinayetleri, katliamları ve darbeleri veya darbe girişimlerini onaylaması
- Derin devletle bir hesaplaşma yaşanmadığı ve en azından kısmen varlığını sürdürmesi
submitted by sum-poopins to Turkey [link] [comments]


2020.02.16 11:56 sum-poopins Derin Devletin Tarihi

Bu postu normalde burada paylaşmayacaktım ama Turkey 200 karma istiyor ve reddit'in toksik ortamında bu karmayı kasmakla uğraşmak istemiyorum. Bence yine bu subreddit'in havasına uygun bir post ama moderatörler uygun görmezse elbette kaldırabilirler.
---
Çoğunuz bunu bilmiyordur ama derin devlet teriminin ortaya çıkışı ilk olarak Türkiye'de, Susurluk Skandalı'yla olmuştur. Daha sonra Türkçeden diğer dillere geçmiştir. Bu açıdan tarihi bir önemimiz var. Peki Türkiye'de derin devlet dediğimiz şey tam olarak nasıl gelişmiştir? İşte bu sorunun cevabının bir özetini çıkardım. Çok kapsamlı ve detaylı bir konu olduğu için sadece önemli gördüğüm olaylar ve dönüm noktaları var. Gözümden kaçan şeyler olduysa affola.
---
- ABD, 2. Dünya Savaşı sonrasında, Truman Doktrini kapsamında kimi ülkelerde anti-komünist güçler oluşturuyor.
- Bu program dahilinde, Alparslan Türkeş'in aralarında bulunduğu 16 Türk askeri 1948'de ABD'ye eğitim için yollanıyor.​ Orada özel harp eğitimi alıyorlar ve kimi iddialara göre CIA onları kendi bünyesine katıyor.
- NATO ve Western Union tarafından oluşturulan Gladyo Operasyonu kapsamında, Türkiye'de 27 Eylül 1952'de Seferberlik Taktik Kurulu (STK) kuruluyor. Bu organizasyonun amacı "kontr-gerilla" faaliyetleri gerçekleştirmek. Bir başka deyişle, SSCB'ye karşı direniş oluşturmak. STK'nın çekirdeğini bu 16 asker oluşturuyor.
STK'nın yapısı hücresel bir şekilde kurulmuş. Her hücre, yani her birim, emir geldiğinde kendi başına hareket edebiliyor. Eğitim verilenlerin bir kısmı ordunun içinde, bir kısmı sivil hayatta devam ediyor.
"Bana bunu​ Genelkurmay İstihbaratında çalışmış olan Amiral Sezai Orkunt söyledi. Abdi, bazı sivillere Kontrgerilla eğitimi verildiğini öğrenmiş ve Ankara'ya gidip bunu CIA Ankara İstasyon şefi ile konuşmuş," diyor, Çetin Altan.
Kontrgerilla eğitimi alanlara, silah, ödenek veya doğrudan bir görev verilmiyor. Bir emir gelene kadar normal hayatlarını sürdürüyorlar fakat emir geldiğinde bu uyuyan hücreler harekete geçiyor.
Bu kuvvetler doğuda yoğunlaşmış durumda çünkü istilanın o taraftan gelmesi bekleniyor.
- 1950'de Komünizmle Mücadele Derneği'nin ilki kuruluyor​ (1950’de Zonguldak’ta, 1956’da İstanbul’da ve 1963’te İzmir’de kurulmuşlardır. Aynı zamanda 1962-1963 sırasında Erzurum'da da bir dernek kurulmuştur ve Fetullah Gülen kurucuları arasındadır​).
Bu dernekler, aşırı milliyetçi hareketin merkezini oluşturuyordu ve 'komando kamplarının' kurulmasına önderlik ettiler​. 1960'ların sonuna kadar, cinayetlere, provakasyonlara ve katliamlara karışmış pek çok kişi bu kamplarda yetiştirildi.
- 1955'teki ünlü 6-7 Eylül olaylarını, yani İstanbul'da azınlıkların kitlesel bir şekilde saldırıya uğramasını ve yağmalanmasını, STK planlıyor ve gerçekleştiriyor.
Genelkurmay İstihbarat başkanlığı ve Milli Güvenlik Kurulu'nda üst düzey görevlerde bulunmuş Sabri Yirmibeşoğlu, bunu "muhteşem bir örgütlenme"​ olarak anıyor.
- 1965'te STK kapanıyor ve onun yerini Özel Harp Dairesi (ÖHD) alıyor. ÖHD'nin çekirdeğini, Türkeş'in de aralarında bulunduğu, ABD'de özel eğitim almış 16 asker oluşturuyor.
Özel Harp Dairesi'nin merkezi, Amerikan Askeri Yardım Heyeti'yle aynı binada bulunuyor.
- 1966'da Türkeş tarafından Ülkü Ocakları kuruluyor.
- 1969'da Türkeş, Milliyetçi Hareket Partisi'ni kuruyor.
MHP ve onun uzantısı Ülkü Ocakları'ndan çıkan kişiler, pek çok derin devlet operasyonuna katılıyor.
- 1971 darbesinde gazeteci Uğur Mumcu tutuklanıyor ve işkenceye uğruyor. Mumcu, işkencecilerinin "Biz kontrgerillayız. Bu devletin cumhurbaşkanı bile bize dokunamaz," dediğini yazmıştır.
- 1971 darbesinde işkenceye uğrayan Murat Belge, daha sonra ÖHD'nin devamı olan JİTEM'i kuracak olan Veli Küçük'ün kendisine işkence ettiğini söylemiştir.
- 1974'te, dönemin başbakanı olan Bülent Ecevit, kontrgerillaların varlığını Türkiye'ye duyuruyor. Bu olay şöyle gerçekleşiyor.
Dönemin Orgenerali Kemal Yamak' göre "ABD [ÖHD'ye] her yıl 1 milyon dolar gönderiyormuş. Anlaşmazlık çıkınca ihtiyacın örtülü ödenekten karşılanmasına karar verilmiş. 1974'te Ecevit'e brifing vermek zorunda kalmışlar." 'O güne kadar bu daireden Başbakan'ın bile haberi yoktu' diyor Yamak... Yani ÖHD, tam 22 yıl sivil otoriteden gizli tutulmuş."
- Ecevit, bu yapılanmanın soruşturulması için ısrarlarda bulunuyor ve bunun sonucu olarak 1977'de İzmir'deki hava alanında suikast girişimine uğruyor. Bu olaylarla ilgili şunları söylüyor.
"Ben, böyle bir örgütün varlığını ilk açıklamış bir politikacıyım ve bunun bedeli olarak da, ben ve eşim birkaç suikast girişimiyle karşılaşmıştık; ama, onları göze aldık, almak gerekiyordu. Bugün, bu soruna daha rahatlıkla çözüm getirilebilir; yeter ki, siyasî iradeyi elimizde bulunduralım ve o iradeyi gösterelim."
Gazeteci Faruk Mercan bu olaylarla ilgili şunları söylüyor.
"Ecevit'in sözünü ettiği suikast girişimi 1977 seçimleri öncesinde İzmir'de havaalanında meydana geldi. Ecevit, Çiğli Havaalanı'nda uçaktan inince, İzmir Emniyeti'nde görevli bir polis memurunun silahından çıkan kurşun yanındaki Ahmet İsvan'ın dizine isabet etti. Polis memuru kaza sonucunda yaralamaya sebebiyet suçundan üç ay hapis yattıktan sonra görevine iade edildi, ama iddialara göre mermi bir suikast mermisiydi ve silah Özel Harp Dairesi'ne kayıtlıydı."
- 1977'de, Ankara Cumhuriyet savcısı Doğan Öz, Bülent Ecevit hükümetine Türkiye tarihindeki ilk kontrgerilla raporunu sunuyor. Raporda bazı gizli örgütleri, asker yönetiminin ülkeyi ele geçirmesi için kaos ortamı hazırlamakla suçluyor. Rapordan bası kesitler.
"Gerçek olan şudur: Ülkemizde tek seçenek olarak kurulan Ecevit hükümetine ve onun demokrasiye bütün gerekleri işlerlik kazandıracağına olan umutları kitlelerde yok etmektir. Bu duyguların yerine, baskıcı (faşizan) düzeni gündeme getirmek ve bütün unsurlarıyla yürürlüğe koymaktır. Böylece, ABD ve çok uluslu ortaklılıklar, Ortadoğu sorununu büyük ölçüde çözmek amacını gütmektedirler.
Bize göre, bu sonuca ulaşmada CIA, AID, İran ve İsrail gizli haber alma örgütleri, kontrgerilla gibi gizli örgütler yönlendirmekte olup; bu örgütler, 1. ve 2. MC ile devlet aygıtını geniş ölçüde kendi amaçlarına uygun bir biçimde dönüştürerek, demokrasi düşmanı akımları iktidar etmeyi öngörmüşlerdir.
Kontr-gerilla, Genel Kurmay Harp Dairesine bağlıdır.
Kontr-gerilla, il ve ilçelerde seferberlik işlemini yürüten kurum olarak, askerlik şubelerince yönetilmektedir. Bu konuda en çok, aşamalı eğitimden geçen astsubaylar kullanılmaktadır.
Sivil güvenlik güçleri içinde de MİT elemanları ve 1. Şube görevlileri kullanılmaktadır.
Her iki kesimde ortak çalışma olarak;
  1. Gerillaya karşı eğitim, (O inanç vardır ki, goşist sol hareketleri de bunlar yönlendirmekte ve sonra da bu örgütlere karşı savaşım vererek, tabanı kazanmakta, böylece demokrasiye karşı olan eğilimleri geliştirip örgütlemektedir.)
  2. İdeolojik eğitim,
  3. Halk içinde gelişme ve halktan kadrolar oluşturma eğitimi vermektedir.
Bütün bu çalışmalar, siyasal planda MHP ve onun kadrolarınca yönetilmektedir."
Raporun kimi kısımlarına daha ulaşmak için buraya tıklayın.
- 24 Mart 1978'de savcı Doğan Öz, soruşturmasını tamamlayamadan, derin devlet adına çalışan ülkücü Haluk Kırcı tarafından öldürülüyor​ (Doğan Öz'ün yazdığı rapor şu an kayıp).
- 1978'de, derin devlet adına çalışan, savcı Doğan Öz'ün katili ülkücü Haluk Kırcı ve ülkücü lideri Abdullah Çatlı'nın da içinde bulunduğu MHP'li bir grup, Bahçelievler'de 7 solcu öğrenciyi boğarak öldürüyor. Bu olay aynı zamanda Bahçelievler Katliamı olarak da bilinmektedir (Haluk Kırcı, 7 kez idama mahkum edilmiş ama cezası gerçekleştirilmemiştir. 2015 yılında tahliye edildi).
- 1979'da, CHP milletvekili Süleyman Genç, ÖHD'nin etkisinin orduya zarar verdiğini ve ÖHD'nin derin devletin merkezi olduğunu söylüyor. Konunun soruşturulması için meclise ısrar ediyor fakat dönemin başbakanı Bülent Ecevit konuyu daha fazla üstelememesini söylüyor. 5 Ocak 1979'da, Genç'in evi bombalanıyor.
- 1 Şubat 1979'da, gazeteci Abdi İpekçi, ülkücü ve derin devlet suikastçısı Mehmet Ali Ağca tarafından öldürülüyor.
- 12 Eylül 1980'de, savcı Doğan Öz'ün öngördüğü gibi, askeri darbe gerçekleşiyor.
1970-1980 arasındaki çatışma sürecinde, 5000​ ile 6000​ arasında vatandaş öldürülüyor. Bu sayılarda solcuların payı da olsa, çoğunu ülkücüler öldürüyor.
- 9 Ekim 1980'de, Abdi İpekçi cinayetinden dolayı içeride yatan Mehmet Ali Ağca, cezasını geçirdiği hapishaneden, Abdullah Çatlı'nın da yardımıyla​, derin devlet tarafından kaçırılıyor ve papaya suikast girişiminde bulunuyor (Mehmet Ali Ağca, 2010'da tahliye edildi). Suikast girişiminin gerçekleştirilmesinde Çatlı'nın rolü olduğu da söyleniyor​.
- 1987'de, mafya patronu Alaattin Çakıcı, MİT'e katılıyor.
Dönemin MİT yöneticisi Mehmet Eymür "Çakıcı’yı belki de kullanan ilk insan benim," diyor.
MİT’in operasyon görevlisi Yavuz Ataç ise şunları söylüyor.
“Mayıs 1987’de Silahlı Kuvvetler’den ayrılıp Milli İstihbarat Teşkilatı’nda Güvenlik Dairesi Şube Müdürü olarak göreve başladım. İki ay sonra amir makamlar beni Çakıcı ile tanıştırdı. Bu kişi ile yaptığımız çalışmalar yurt dışı görevine ilişkindir...1987 tarihinde ben Alaattin Çakıcı ile tanıştırıldığımda bu kişi zaten 6—7 suçtan dolayı aranan birisiymiş o sırada.”
(Devlet Bahçeli, 2010'lu yıllarda Çakıcı'yı hapishanede ziyaret etmiş ve salınmasını istemiştir​)
- 18 Haziran 1988'de, dönemin başbakanı Turgut Özal, derin devlete çalışan ülkücü Kartal Demirağ​ tarafından suikast girişimine uğruyor. Özal, suikast öncesi dönemde derin devlet hakkında kamuya demeçler veriyordu​. Ecevit'ten beri bunu açıkça yapan ilk başbakandı.
İddialara göre, suikast emrini ülkücü general Sabri Yirmibeşoğlu veriyor. Daha sonra MGK üyesi olan Yirmibeşoğlu, iddiaları öğrenen Özal tarafından emekliliğe zorlanıyor.
- 1992'de ÖHD kapanıyor ve onun yerini, zaten bir süredir aktif olan Jandarma İstihbarat ve Terörle Mücadele Teşkilatı (JİTEM) alıyor (JİTEM'in varlığı 2005'e kadar resmi olarak reddedilmiş fakat 2005'te JİT isminde resmi olarak da kurulmuştur).
- Uğur Mumcu, TSK'nın sahibi olduğu 100.000 ateşli silahın nasıl olup da Kuzey Irak'taki Kürt Lideri Celal Talabani'nin eline geçtiğini araştırmaya koyuluyor (Talabani 2005-2014 arasında Irak cumhurbaşkanlığını yapmıştır). Mumcu, 8 Ocak 1993'teki Ültimaton isimli yazısında​, "Kürt milliyetçileri ile istihbarat ajanları arasındaki ilişkilere ışık tutacak ilginç belgeler açıklayacağını" söyledikten 16 gün sonra, 24 Ocak 1993'te öldürülüyor.
- 1993'te, Kürt sorununu barışçıl ve siyasi bir şekilde çözmeye çalışmak için, dönemin cumhurbaşkanı Turgut Özal, MGK üyesi general Eşref Bitlis ve Özal'ın danışmanı eski bakan Adnan Kahveci, Kürt sorununa yönelik bir reform paketi hazırlıyor.
- 5 Şubat 1993'te, Adnan Kahveci bir trafik kazasında ölüyor.
- 17 Şubat 1993'te, Eşref Bitlis, uçağının düşmesi sonucu ölüyor. Bunun buzlanma sonucu olduğu iddia edilse de, ODTÜ'nün de, İTÜ'nün de hazırladığı raporlarda buzlanmaya dair delil bulunmuyor.​ Sabotaj ihtimaline değiniliyor.
- 17 Mart 1993'te, Özal hükümeti PKK ile bir ateşkes anlaşmasına varıyor ve barış konuşmaları başlıyor.
- 17 Nisan 1993'te, Turgut Özal kalp krizi sonucu ölüyor. Yakınlarının ifadeleri zehirlenme ihtimaline işaret ediyor. Yıllar sonra Özal'ın cesedi çıkarılarak yapılan incelemelerde, ölüm sebebi kesin belirlenemese de, zehirli maddeler olan kadmiyum ve DDT'ye rastlanıyor.
Özal'ın da ölümüyle beraber barış konuşmaları sekteye uğruyor.
- 24 Mayıs 1993'teki PKK pususuyla beraber barış süreci tamamen sona eriyor. Devlet yetkililerinin açıklamalarına rağmen, pusuyu PKK üstlenmiyor.
Bu noktadan sonra savaş daha da şiddetleniyor.
- 25 Haziran 1993'te Tansu Çiller başbakan oluyor.
Cumhurbaşkanı Demirel ve Başbakan Çiller'in yönetiminde, Özal'ın karşı çıkmış olduğu Kale Planı devreye sokuluyor. Bu plan dahilinde, PKK ile savaş için "her türlü yola" başvuruluyor​.
- 4 Ekim 1993'te Çiller şu açıklamayı yapıyor.
"Elimizde PKK'ya yardım eden iş adamı ve sanatçıların listesi var. Bunları daha önce de uyardım. Hala aklını başına almayanlar var. Herkesin önünde açık açık söylüyorum. Eli kanlı terör örgütüne maddi ve manevi destek verenler ya ayağını denk alsın ya da hadlerini bildireceğiz. Terör ya bitecek, ya bitecek!"
Bu olay Çiller'in Listesi olarak biliniyor.
Açıklamayı takip eden ayda, yaklaşık yüz kişi, üniformalı komandolar tarafından polis arabalarıyla kaçırılıyor ve öldürülüyor.
Derin devletin adamı, ülkücü lider Abdullah Çatlı, listedeki isimlere şantaj yapıyor ve para karşılığı isimlerini silmeyi teklif ediyor. Kurbanlardan birisi Behçet Cantürk, Çatlı'ya 10 milyon dolar ödüyor. Bir başkası, 'Kumarhaneler Kralı' Ömer Lütfü Topal 17 milyon dolar ödüyor. Ancak parayı alan Çatlı bu kişileri kaçırtıyor ve öldürtüyor, kimi zaman önceden işkence de ettiriyor.
- Bu dönemde, Hizbullah, polis desteği ve askeri eğitimle, PKK'ya karşı destekleniyor.
- 4 Kasım 1993'te, JİTEM'in kurucularından birisi olan ve emekli olmuş Cem Ersever suikastle öldürülüyor. Ersever, emekli olduktan sonra basına JİTEM'deki aktiviteleri hakkında konuşmaya başlamıştı.
1993 yılında gazeteciler, cumhurbaşkanı da dahil yüksek derecede devlet yetkilileri ve diğer önemli kişilerin uğradığı suikastler ve şüpheli ölümler, daha sonraki soruşturmalarda bir "gizli 1993 darbesi" söylemini oluşturmuştur.
- 3 Kasım 1996'da Susurluk Kazası veya başka bir isimle Susurluk Skandalı meydana geliyor.
Interpol tarafından kırmızı bültenle aranan ülkücü lider ve suikastçı olan Abdullah Çatlı, İstanbul Emniyet Müdür Yardımcısı olan Hüseyin Kocadağ ve Çatlı'nın kız arkadaşı ölüyor. DYP milletvekili Sedat Edip Bucak yaralı olarak kurtuluyor. Kazada 'devlet, siyaset ve mafya' ilişkileriyle beraber derin devletin suçları ortaya çıkıyor.
Kaza sonucu açılan soruşturmalardan çıkan kimi bilgiler şunlardır.
a) Devlet, uyuşturucu ticaretinin içine oldukça fazla girmiş bulunmaktadır. Türkiye'deki uyuşturucu ve özellikle o dönemde önemli olan eroin ticaretini büyük oranda kontrol etmektedir. Devlet yetkilileri bu ticaretten kazandıkları milyarlarca doları cebe atmışlardır​.
Uyuşturucu ticaretinin boyutunun anlaşılması için şu sayılardan bahsetmek yararlı olacaktır​: O zamanlarda Türkiye'deki eroin ticaretinin ederi 50 milyar dolardı. Öte yandan devletin yıllık bütçesi 48 milyar dolardı.
b) Kaza aslında bir "kaza" değil fakat derin devlet içindeki güç çekişmesi sebebiyle gerçekleşen bir suikasttır. Bunun bir parçası da, derin devlet adına çalışan o zamanın Adalet Bakanı Mehmet Ağar'dır. Kaza olmadan önce, Ağar, arabadaki kişilerle bir otelde buluşmuş ve konuşmuştur. Ancak suikastın gerçekleşeceğini bildiği için arabaya binmemiştir​.
Derin devletteki rolü hakkında soruşturulan Ağar, şu ünlü sözleri sarf etmiştir: "Devlet isterse konuşurum."
(Mehmet Ağar, yıllar sonra, sadece 2 sene hapis yatıp çıkmıştır)
c) PKK'ya karşı savaşmaları için mafyalar devlet tarafından silahlandırılmış ve devlet bünyesine alınmışlardır. Kocaeli Çetesi, Söylemez Çetesi ve Yüksekova Çetesi bu mafyalardan en önemli üç tanesidir. Bu çeteler ile devletin arasındaki sınırlar erimiştir ve çeteler aynı zamanda birbirleriyle yarışmaktadır. Bucak ve Söylemez çeteleri kendi aralarında bölge savaşı gerçekleştirmektedir.
d) Tansu Çiller, 1995 senesinde, Azerbaycan'da darbe yapılması için bakan Ayvaz Gökdemir'e, o sırada Emniyet Genel Müdürü olan Mehmet Ağar'a, daha sonra Hrant Dink cinayetinde de rolü olacak olan İbrahim Şahin'e ve Korkut Eren'e emir vermiştir.
Aliyev'in yerine geçirilmesi planlanan Elçibey, Türkeş'le ideolojik ortaklık içinde olan bir turancıdır.​ Bu yakınlık ve olay, Türkiye ve Azerbaycan ilişkilerinde gerginliğe yol açmıştır.
Cumhurbaşkanı Demirel'in, Azerbaycan başkanı Aliyev'i durumdan haber etmesi sonucu darbe önlenmiştir.
e) Jandarmanın istihbarat birimi olan JİTEM, derin devletin merkezini oluşturmaktadır.
f) Başbakan Tansu Çiller'in de derin devletle ilişkileri ortaya çıkmıştır fakat ifade vermeyi reddetmiştir. İfade vermesi için zorlandığında, koalisyon hükümetini bozmakla tehdit ederek ifade vermekten kurtulmuştur (Çiller, derin devletteki rolü sebebiyle asla yargılanmadı).
g) Derin devlet pek çok sayıda sivili, faili meçhul cinayetler ve suikastlerle öldürmüştür.
Bu maddedeki bilgiler, farklı kaynaklar tarafından da desteklenmektedir.
https://www.imageupload.net/upload-image/2020/02/16/TIHV.png
Yukarıdaki grafik, Türkiye İnsan Hakları Vakfı'nın yıllık raporlarından​ hazırlanmıştır. Aşağıda, bu verilerin daha detaylı halleri vardır.
https://www.imageupload.net/upload-image/2020/02/15/90lar.png
1991-2000 arasında toplamda 1071 yargısız infaz, 1737 faili meçhul cinayet ve 613 kayboluş vardır. Bunların toplamı 3421 kişiye denk gelmektedir. Bu cinayetlerin en yoğun olduğu dönem 1991-1995 arasına denk gelmektedir.
Mehmet Hatman'ın yaptığı bir belgesele göre, 1991-2000 arasındaki bu öldürmelerin sayısı 4653'tür. Bu sayıya nasıl ulaştıklarını şöyle açıklamıştır.
"Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne giden davalara baktık. Bölge barolarının yaptıkları çalışmaları inceledik. İnsan Hakları Derneği’nin merkez ve Diyarbakır şubelerinin çalışmalarına baktık. Yakınlarını Kaybedenler Derneği’nin istatistiklerinden de yola çıkarak bu rakama ulaştık."
CHP genel başkan yardımcılığını da yapmış olan hukukçu ve siyasetçi Sezgin Tanrıkulu, JİTEM'in "öldürdüğü veya öldürdükten sonra kaybettiği" kişi sayısının 4000-5000 civarında olduğunu söylemiştir.​ 2009'da verdiği bu röportajda, JİTEM'in hala dağıtılmadığını da eklemiştir.
- Abdullah Çatlı'nın cenazesine Muhsin Yazıcıoğlu gitmiştir ve Çatlı ile arkadaşlıklarının, ülkü ocaklarındaki zamanlara dayandığını ve 18 yıl geriye kadar gittiğini söylemiştir.
- 26 Kasım 1996'da yaptığı bir DYP konuşmasında, Çiller "Bu millet uğruna, ülke uğruna, devlet uğruna kurşun atan da yiyen de her zaman bizim için saygıyla anılır. Onlar şereflidirler," diyerek derin devletin cinayetlerini onaylamıştır.
- 1997'de, Tansu Çiller, "Susurluk'a sahip çıkıyoruz," demiştir.
- Halkın bu skandala karşı sessizliği ve tepkisizliği, bazı yorumcular tarafından onay olarak yorumlanmıştır.
- Susurluk Skandalı'nı soruşturmakla görevli yetkililerden önemli isimler, şüpheli araba kazalarında ölmüşlerdir.
a) 29 Ağustos 1997'de, MİT görevlisi Ertuğrul Berkman araba kazasında ölmüştür.
b) 8 Aralık 1997'de, Hakim Akman Akyürek araba kazasında ölmüştür.
c) 21 Kasım 1999'da, Meclis Susurluk Komisyonu sözcüsü olan milletvekili Bedri İncetahtacı, araba kazasında ölmüştür.
- 2009'da, Şırnak'ın Cizre ilçesindeki "ölüm kuyuları" hakkında bir dava açılmıştır. 1990larda aktif olan bu ölüm kuyuları asitle doldurulmuşlardı ve JİTEM'in kaçırdığı kişileri veya bu kişilerin cesetlerini bu asit kuyularına attıkları düşünülüyor.
Davanın kilit tanığı olan Mehmet Nuri Binzet'e, ifadesini çekmesi için rüşvet teklif edildiği doğrulanmıştır.​ Binzet aynı zamanda tehdit edilmiş ve daha sonra ifadesini çekmiştir.
---
Derin devlet konusunda daha oldukça fazla bilgi var. AKP döneminde yapılan Ergenekon ve Balyoz soruşturmalarını incelemediğim ve güvenilirliklerinde kimi şüpheler olması sebebiyle dahil etmedim. Buna rağmen, şu ana kadar olan bilgilerden çok fazla sonuç çıkıyor. Bunlarla sınırlı olmamakla beraber, bazıları şöyle:
- MHP'nin ve ülkü ocaklarının derin devlete suikastçı yetiştirmek ve onun ideolojisini yaymak için kurulması. Önemli suikastlarda ismi geçen katillerin hepsinin ülkücü olması
- Derin devlet, MHP ve ülkü ocaklarının Türkiye'yi destabilize etmesi ve 1980 darbesine yol açan kaos ortamını hazırlaması. Bu planlarını açığa çıkaran savcıyı öldürmeleri
- MHP'nin ve ülkü ocaklarının kurulmasında, Türkeş aracılığıyla ABD'nin rolü
- Devletin, kendi vatandaşlarından binlercesini, yasaları çiğneyerek öldürmesi ve bunun hesabını vermemesi
- Derin devletin uyuşturucu ticaretini kontrol etmesi
- Derin devletin çetelerle işbirliği yapması ve bu yüzden çetelerin devlet içine sızması
- Derin devletin parçası olan hiçbir önemli ismin hesap vermemesi
- Derin devleti soruşturan yetkililerin sürekli olarak, farklı dönemlerde öldürülmesi
- Derin devleti soruşturan aydınların öldürülmesi
- Başbakana ve diğer yüksek konumlardaki yetkililere suikast girişimleri
- Cumhurbaşkanı, onun danışmanı ve bir MGK üyesi generalin öldürülmesi
- Derin devletin Kürtçü ekstremistlerle ilişkisi olması ve Türk-Kürt çatışmasının devam etmesini istemesi. Bu uğurda, bir general ve cumhurbaşkanını bile öldürmesi
- Başbakanlık yapmış Tansu Çiller'in derin devletle bağlantılı olması ve bu konuda hesap vermemesi
- Türkiye halkının, bu konuda sessiz kalarak derin devletin yaptığı bütün bu hukuksuzlukları, cinayetleri, katliamları ve darbeleri veya darbe girişimlerini onaylaması
- Derin devletle bir hesaplaşma yaşanmadığı ve en azından kısmen varlığını sürdürmesi
submitted by sum-poopins to svihs [link] [comments]


2019.11.11 21:59 NeiderMind Kuzgunlu'da Yaşadığım Dehşet

Şimdi size anlatacaklarımı 1.5 ay önce yaşadım. Kuzgunlu ile ilgili araştırma yaparken sizin radyo programınızı buldum. Şimdi size Kuzgunlu'da yaşadığım o garip geceyi anlatacağım.
Ben Kuzgunlu'ya 25km uzaklığındaki Balık Sırtı Köyü'nde yaşıyorum. 1.5 ay öncesine kadar çok sıradan bir yaşantım vardı. Küçük bir çocuk olduğum zamanlardan beri sevdiğim Merve ile yeni nişanlanmıştık. Hayatım sıradan ama huzurlu idi, ta ki nişanlımın Kuzgunlu'da ölü bedeni bulunana kadar. Adli tıp raporuna göre ölüm nedeni kalp krizi. 25 yaşında birinin kalp krizi geçirmesi çok garipti. Cenazeden 2 gün sonra biraz da olsa kendimi toparladım ve Kuzgunlu'ya doğru yola çıktım. Kuzgunlu'ya gitme amacım Merve'nin son anlarında bulunduğu yere gitmek ve küçük bir ihtimalde olsa bu garip ölümün nedenini öğrenebilmekti.
Kuzgunlu'ya vardığımda kimse tarafından orada istenmediğimi anladım. Herkes bana sanki düşmanmışım gibi bakıyordu. Yaşanan olayı sorduğumda ise kimse cevap vermemekte ısrarcıydı. Kuzgunlu'da gezerken eski bir cami, cami karşısında ise bir kahvehane bulmuştum. Kahvehaneye girdim, bir çay söyledim. Çay hayatımda içtiğim en kötü çaydı, içine çay dışında ne varsa koymuşlardı herhalde. İçeriye göz atarken duvarda bir adamın resmi gözüme çarptı. Orhan Kuzgunlu olduğunu sizi dinlerken anladım. Tam o anda çay bardağını almaya gelen yaşlı adamı durdurdum ve şunları sordum;
Ben: Dayı kolay gele. Dayı: Eyvallah. Ben: Geçen bu kasabada gencecik bi kız kalp krizinden vefat etmiş, bildin mi? Dayı: Hatırlamıyom. Ben: Alla Alla nasıl hatırlamıyon dayı? Bizim ora çok şaşırdı olana. Dayı: Çayını içtiysen müşteriyi bekletme, kalk git.
Bu lafın üzerine kahvehaneden hızlıca çıktım. Hava kararıyordu. Gece başımı sokmak için bir yer aramaya başladım. Adı çok orjinal bir motel buldum. Kuzgunlu motel... Tuttuğum odada uyumaya çalıştım ama gözüme uyku girmiyordu. İçimde bir huzursuzluk vardı. Saat sabah 03.15 olmuştu ve içim huzursuzlukla dolup taşıyordu, dışarı çıkıp hava almam lazımdı. Tam kapıyı açacakken kapının dışında bir takım sesler duydum ve kulak kabartmaya başladım.
"Şu herifi yakalayıp ormana götürelim, başımıza bi iş açmadan kurban etmek lazım."
Bunları duyduğumda içimi huzursuzluk yerine panik duygusu kapladı. Odanın camını açıp hemen atladım, oda birinci katta olduğu için canım çok acımadı. Tam harekete geçicekken yukarıdan kapı kırılması ve sinirli haykırış sesleri yükseldi. Kaçmam lazımdı. Hemen motelin yanındaki ormana daldım. Herhalde 1 saat boyunca ormanın karanlığında kör bir şekilde koştum. Tam kaybolduğumu anladığım anda ileriden bir ışık huzmesi belirdi. Işığa doğru ilerledim. Bir takım sesler duymaya başladım, sanki bir takım ain vardı. Garip çığırışlar kulağıma gelirken yavaşça sese ilerledim. Gördüğüm manzara saf korkunun ta kendisiydi. Bir grup siyah kuş tüyünden ilkel kıyafetler giyen insan çıplak bir erkek bedeninin etrafında toplanmışlardı. O erkek kimse resmen onu kurban ediyorlardı. Gördüklerime inanamıyordum. Böyle kurban etme hikayeleri kulağıma gelirdi ama şehir efsanesi sanardım. Meğerse gerçekmiş. Ama tam o anda az önce gördüklerimi doğal karşılayacağım bir olay oldu. Havada dev bir kuzgun görüntüsü belirdi. Yerde yatan çıplak bedenden bir anlık haykırış koptu ve sonra tüm dünya sessizdi. Sanki gezegende olan her varlık susmuştu. Nihai sessizlik... Sonrasında bedenden bir silüet yükseldi ve devasa kuzgun görüntüsüne doğru süzüldü. Bunun hemen ardından ayin yerinde suran herkes bana doğru döndü, kuzgun görüntüsü kayboldu. Herkesi parmagıyla beni işaret etti. Bunun ardından kaçmaya başladım.
Güneş doğana kadar koştum, güneş doğunca da koşmaya devam ettim. En son Kars sınırına gelince durdum. Haykırarak ağlamaya başladım. Hayatımda ilk defa gerçek korkuyu hissetmiştim. Yakınlardan geçen bir araba beni alıp Balık Sırtı'na bıraktı. Ailem benimle ilgili bir sorun olduğunu hemen anladı ama onlara anlatmadım. Anlatamazdım. Gece yatakta yaşananları düşünmemeye çalışarak uzanırken evin içinden aileme ait olmayan bir takım sesler duyduğumu hissettim. Sabah kapımın önünde karabir kuş tüyü buldum. Bunun üzerine ailemi tehlikeye atmamak için evden ayrılmak zorunda kaldım. Bu yaşadığım gerçek ötesi dehşeti sadece size anlatabildim. Şuan hareket halindeyim. Aynı yerde 1 günden fazla kalmıyorum. Sürekli yer değiştiriyorum. O gece gördüğüm güruh peşimde. Biliyorum.
Size tavsiyem o uğursuz ormana sakın girmeyin ve o lanet olasıca kasabadan hemen ayrılın. Orada mide bulandırıcı bir şeytanlık dönüyor. Yazdıklarımı okuduğunuz için teşekkür ederim. Onlar beni yakalamazsa gelişmeleri size aktaracağım. Tek bildiğim şey bu işin peşini bırakmayacağım.
submitted by NeiderMind to KuzgunFM [link] [comments]


2013.07.25 00:15 kamberu Savaş ve Pornografi

ABD ordusu gazeteci Jill Carroll'ın bu yıl kaçırılmasıyla ilgili olarak dört Iraklı'yı tutukladığını duyurdu. Caroll Mart ayında serbest bırakılmadan önce, doğrudan internet için yapılan ve kendisini rehin tutanlar tarafından gönderilen bir dizi çekimde, ağlayarak canının bağışlanmasını ister halde görüntülenmişti. Bir hafta önce aynı ordu, sıradışı bir uygulamayla, kendi askerlerinden internete video küpleri yüklemeyi kesmelerini talep etmişti. Nedensiz değildi bu talep. Geçen yıl, askerlerin ölü Iraklıların fotoğraflarını, başkalarının kız arkadaşlarının çıplak fotoğraflarıyla değiş tokuş etmek üzere Nowthatsfuckedup.comadlı bir siteye yolladıkları ortaya çıtağında küçük çaplı bir skandal yaşanmıştı. Askeriyenin tedirgin olmasında şaşılacak bir şey yok. İnterneti oluşturan sayısız bakır tel ve kablo aracılığıyla ve büyük yayın kuruluşlarının burnunun dibinde, MySpace ve YouTube gibi siteler Irak ve Afganistan'daki savaşın Amerikan askerleri tarafından çekilmiş korkunç görüntülerinin aktığı bir havuza dönüşüyor. Şiddet dolu fotoğrafların akışı çift yönlü. Ogrish gibi uzmanlaşmış siteler cihad yanlısı web sitelerini takip eden özel programlar aracılığıyla müşterilerine, ölüm ve parçalama görüntülerinden oluşan geniş bir seçki sunuyor. Bu küplerin en vahşi olanları, Ken Big-ley'inki gibi koreografisi özenle yapılmış infaz videoları. Çoğumuz bu tür şeyleri görmemeyi tercih ederiz, ama birçok insan etrafta kimse yokken bu sitelere bir göz atıyor. Ogrish sitesine günde ortalama 125.000 ile 200.000 arasında kullanıcı girdiği, önemli bir haber olduğunda bunun 250.000'e çıktığı iddia ediliyor. Görüntüler üzerinden yürüyen bu yeni savaşa ne anlam vermeliyiz? On beş yıl önce, Fransız sosyal teoris-yen Jean Baudrillard, şakayla karışık, ilk Körfez savaşının gerçek olmadığını, medya tarafından bir araya getirilmiş görüntülerden oluşan bir hayal olduğunu söylemişti. Daha yakın bir zamanda, 2004 tarihli "Savaş Pornosu" makalesinde, Baudrillard Irak'tan gelen korkunç ve aleni barbarlık görüntülerinin, modern pornografinin üretim ve estetik değerlerini kullandığına işaret etti. Baudrillard, Ebu Garib'deki mahkumların dijital kamerayla çekilmiş ve başlangıçta sadece özel dağıtım için planlanmış ünlü pozlarının, özel bir müşteri grubu için üretilen uzmanlaşmış pornografiyi andırdığına işaret etti. Fotoğrafların "sadece kurbanlar için değil ama bu şiddet parodisinin senaryo yazarları için de korkunç fakat banal bir aşağılama" taşıdığını öne sürdü. Baudrillard artık orduya "gömülmüş" gazetecilere gerek kalmadığını, çünkü askerlerin bizzat medya savaşına katıldıklarını ilan etti ve şöyle ekledi: "Her zaman her yerde oluşlarıyla, her şeyi görünür kılmak şeklindeki egemen kural nedeniyle, görüntüler, günümüzün görüntüleri, büyük ölçüde pornografikleşti." Savaş pornosu heyecanlandırmak için değil, kurbanlarını aşağılamak ve izleyicilerde dehşet yaratmak üzere tasarlanıyor. Pornografi gibi bunları üretenler de kendilerini eylem halindeyken videoya çekerek gerçeklik algılarını arttırıyor, izleyiciler de küplerden gözlerini alamayarak aynı şeyi yapıyor. Otel ve Testere gibi yeni korku filmleri savaş porno-sunu taklit ediyorlar, savaş pornosu da filmlerden ilham alıyor. Bir önceki Körfez savaşı görünürde sadece bir televizyon izlencesi olarak var olduysa, yeni Irak savaşı da tarafların dijital kameralarla silahlandığı ve internete erişimlerinin olduğu ilk savaş olma iddiasını taşıyabilir. Eğer ilki sadece medya tarafından üretilmiş bir fantezi olarak var olduysa, bu seferki daha ziyade pornografik bir kâbusa benziyor.
James Harkin -The Guardian, Londra
submitted by kamberu to NullSpaceAutonomia [link] [comments]


küçük kız şarkısı Maher Zain maşallah Türbanlı Kız Harika İşaret Dili Tıklanma Rekoruna Aday KÜÇÜK KIZ Kız - işaret dili Atatürk İlkokulu 3B Sınıfı 23 Nisan gösterisi Anasınıfı -Küçük Kız Gösterisi :) kur'an okuyan küçük kız-maşallah 9 yaşındaki Koreli küçük kızın şarkısı GRUP KARDELEN 'KÜÇÜK KIZ'

Rüyada kız çocuğu görmek ne anlama gelir? Rüyada kız bebek ...

  1. küçük kız şarkısı
  2. Maher Zain maşallah Türbanlı Kız Harika İşaret Dili Tıklanma Rekoruna Aday
  3. KÜÇÜK KIZ
  4. Kız - işaret dili
  5. Atatürk İlkokulu 3B Sınıfı 23 Nisan gösterisi
  6. Anasınıfı -Küçük Kız Gösterisi :)
  7. kur'an okuyan küçük kız-maşallah
  8. 9 yaşındaki Koreli küçük kızın şarkısı
  9. GRUP KARDELEN 'KÜÇÜK KIZ'

KÜÇÜK KIZ Küçük bir kız çocuğu ... KÜÇÜK KIZ KORO - işaret dili - Duration: 3:12. işaret dili 80,212 views. 3:12. Grup YeNiÇaĞ - ŞaHiT OLSuN - Duration: 5:07. KÜÇÜK KIZ KORO - işaret dili - Duration: 3:12. işaret dili 79,893 views. 3:12. Dancing Birds Compilation (Part 2) ... annesini kıskanan küçük kız - Duration: 2:48. This feature is not available right now. Please try again later. işaret dili- küçük kız. Igor Moiseyev Ballet. Suite Greek dance «Sirtaki» - Duration: 11:15. Государственный академический ансамбль народного ... Büşra Nur Çalar - İşaret Dili - They Were MEAN and HARSH to Him, but He Came Back to PROVE THEM WRONG! - Duration: 5:51. Koca Kafalar TV küçük kız küçük kız söyle bize nerdeydin ... BiTiRiMaN 227,050 views. 1:35. KÜÇÜK KIZ KORO - işaret dili - Duration: 3:12. işaret dili 77,457 views. 3:12. Language ... Karışık Yep Yeni Türküler Özenlen Seçilmiş 2019/2020 Ağır Baran Türkü Diyarı DUYGUSAL DAMAR TÜRKÜLER - Duration: 1:07:17. Ağır Baran Recommended for you kur'an okuyan küçük kız-maşallah demek lazım. 7x Fatiha, 7x Ayat Kursi, 7x Ihlas, Falak, Nas SiHR, MAGiC, JiNN, Evil Eye Mishary Rashid Mobile, - Duration: 34:23. izz govan Recommended for you Anasınıfı -Küçük Kız Gösterisi :) Hazal ÇnR. Loading... Unsubscribe from Hazal ÇnR? ... işaret dili 79,341 views. 3:12. Disco Funk 1 - 10 Min Dance Class - Duration: 10:36.